Havalar mı soğudu? yoksa bana mı öyle geliyor? Ekim’in bile sonuna gelmişken, çoktan zamanı gelmedi mi artık sonbaharın?

Eh soğuk derken, şımarıklık yapmayalım. Bazı yerlerde çoktan kaloriferler yanmış, belki de ilk kar bile düşmüşken, insanlar kışlık montlarını giyerken, gece yorganla örtünürken, biz yağmur yağıp da sırılsıklam ıslanmayı bekledik, ayağımızdan sandaletleri çıkarabilmek için. Sıcaklık gündüzleri hala 20li derecelerde seyrediyor ama artık deniz keyfine veda etmek zorundayız. Sabahları ince birer ceket istiyor sırtımız. Ama öğlen sıcağında sırtımızda o ceketle dolaşmak mümkün değil. Giy çıkar, soyun giyin. Tuhaf bir mevsim işte. Adamakıllı soğuklar başlayıncaya kadar da tehlikeli bir mevsim aslında. Hasta olmanın en kolay olduğu…

Oysa kış gelince ceketine, şalına, atkına sarınırsın; bereni kulaklarına kadar indirirsin, ayağında botlar, kalın çoraplar, sıcacık. Kışın en sevdiğim şey sıcak çorbalar, bitki çayları, insanın içini ısıtan şeyler. Kış sebzelerinden kerevize de bayılırım. Bu senenin ilk kerevizini yapsam, içine de sapsarı zerdeçal atsam, dedim geçen gün. Çünkü zerdeçal çok faydalı. Ben böylesi doğal şifa kaynaklarını hasta olmadan önce vücudumuza “doping” niyetine yüklemeye bayılıyorum.

Zerdeçal, soğuk algınlığına ilaç niyetine kullanılıyor. Mesela yatmadan önce zerdeçalı sütle kaynatıp içtiğinizde öksürüğe iyi geliyormuş. Ayrıca karaciğere, hatta mide ülserine iyi geldiğini de okumuştum. Ana vatanı güney asyanın tropikal bölgeleri olan zerdeçala, pilavlara, çorbalara verdiği muhteşem sarıdan ve Hint mutfağında baş köşedeki yerini almasından dolayı olsa gerek, Hint Safranı dendiği de oluyor. Üstelik safranla kıyaslanamayacak kadar da ucuz. (Safranın neden o kadar pahalı olduğunu çok önceden yazmıştım.) Hint mutfağında öyle çok seviliyor ve kullanılıyormuş ki dünyadaki toplam zerdeçal üretiminin %80’i Hindistan’da tüketiliyormuş. Taze zerdeçalın ezilerek yara ve yanıklara sürülmesi antiseptik etki yapıyormuş. Suyla ya da sütle karıştırılarak elde edilen maskeler de cilt temizliğinde kullanılıyormuş.

Zerdeçalın tazesini merak edenlere: Aynı zencefilin tazesi gibi şekilsiz kökler halinde olan zerdeçalın içi portakal rengi oluyor. Türkiye’de bulunur mu bilmiyorum. Burada daha çok uzak doğu marketlerinde bulunuyor. Olur da bulursanız, aynı taze zencefil gibi, önce kabuğunu soyuyorsunuz sonra da rendeleyip yemeklerinizde kullanıyorsunuz. Taze zencefil gibi lifleri de yok. Ama ellerinizi feci portakala boyuyor 🙂 

Zerdeçalın yüzyıllar boyunca ipeklileri, pamukluları ve iplikleri “sarıya” boyamakta kullanıldığını belki de hatırlatmama bile gerek yok.

Gıda sektöründeyse hardala o bildiğimiz sarı rengini veren de zerdeçaldır.

Ben zeytinyağlı kerevizi, havuç ve patatesle birlikte pişiriyorum,

zerdeçalı da en azından fotoğrafta gördüğünüz kadar, tepeleme bir tatlı kaşığı kadar kullanıyorum. Siz kendi damak zevkinize göre azalta/çoğaltabilirsiniz.

Bizde zerdeçal çok seviliyor ve çok kullanılıyor. Zerdaçal kanavozuma baksanıza, neredeyse kereviz kafası kadar. Evdeki baharat kavanozlarının en büyüğü! 

Çocukların da damak zevki çok acı olmamak kaydıyla bol baharatlı yemeğe alışkın olarak gelişiyor. Buna seviniyorum 🙂

Zeytinyağlı kerevizi, diğer zeytinyağlı yemekler gibi yapıyorum, yalnızca domates ya da salça eklemiyorum. Kerevizler piştikten sonra isterseniz limonlu-yumurtalı isterseniz de sarı nohut yemeğine yaptığım gibi unlu-limonlu terbiye de yapabilirsiniz. Kerevize en çok sirkeli sarımsaklı pancarı ya da hardal-zeytinyağ-limon soslu mor lahana salatasını yakıştırıyorum. Biz bir öğünde pancarla birlikte yedik, diğerinde mor lahana salatasıyla.