Tatlı

Bademli Hurma Topları

1

2 avuç kadar İran hurması vardı.

Oldukça yumuşak, olgunluktan ballanmış, kabukları çatlamış. Hurmaların kabuklarını ve çekirdeklerini ayıklayıp güzelce ezdim. İçine 1 bardak badem tozu ekleyip iyice yoğurdum. Zaten elimle yuvarlanacak kıvama geldi. Tek lokmalık minik toplar yapıp bazısını şekere, bazısını tarçına veya susama buladım. Üstünü neyle kaplayacağınız sizin yaratıcılığınıza kalmış. Hindistan cevizi de olur, kakao da, file badem ya da fındık kırığı da…

Bizimkiler sol üstten sağa; susamlı, esmer şekerli, tarçınlı ve damla çikolatalı…

Benim favorim susamlı, sonra da çikolatalı…

İncir Reçeli

5

Günlerden 13. Mayıs Cuma’ydı. O günü artık SOMA faciasının olduğu gün olarak hatırlayacağız… ve hep yüreğimiz sızlayacak. O gün öğleden sonra,  henüz faciadan bihaber iken;  hayat her zamanki gibi akıp gidiyordu. Çocukları okula bırakıp dönmüştüm ki karşı komşu seslendi.

“Bak köyden -reçellik- incir topladım. Sana da vereyim. Sever misin?” dedi.

“Buldum mu yemesini severim de hiç kendim yapmadım ama” dedim.

“Ben sana tarif ederim. Yaparsın. Sen hamaratsın” (!?) dedi.

“Yok canım. Ben mi hamarat? ” diyebildim kadına. O bu arada soluksuz anlatıyordu nasıl ayıklayacağımı, haşlayacağımı… yetmedi bir koşu gidip kendi yaptığından getirdi, tatmamı istedi. Bu lafın üstünde 5 dakika geçmemişti ki elime bir torba inciri tutuşturmuştu vesselâm.

“Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”

Oldu bittiye getirdiği için; “komşunun başıma açtığı işe bak şimdi!” diye hafiften söylenerek eve girmiştim.

Sonra oturdum, kahvemi aldım incirler bana bakıyordu ben de incirlere. Çok da güzellerdi. “Nolcak şimdi?” dedim kendi kendime. Nasıl yapacağım konusunda hiç bir fikrim yoktu. Onun alelacele anlattıklarından da aklımda hiç birşey kalmamıştı doğrusu. Ama sosyal medya sağolsun. Mutfak deneyimlerine güvendiğim becerikli bir kaç arkadaşıma yazdım hemen. İnternette araştırınca bir kaç tarif buldum. Buldum ama her tarifte ayrı şeyler yazıyordu.

Bir yandan da incirleri hem yıkıyor hem de sayıyordum. Çoğu tarifte incir-şeker oranı, incir sayısıyla belirtilmişti ama onda bile bir standart yoktu. Benim bir torba dolusu incirlerim 91 taneydi ama hepsi de 1 lokmalık, küçücük değildi. Sıra en zor fasıl olan ayıklamaya gelince, neye karar vereceğimi bilemedim. Kimisi “soyulmadan olmaz” derken bazısı “alacalı” soyuyorum diyordu. Benim komşuya bakarsan, “sırf sapından ve azıcık poposundan soy” demişti bana: -tembel işi . “Sönmüş kireçte bekletmek; ardından sayısız kerelerce yıkamak” gözümde büyüdükçe büyüdü. Hem kireci de nerede bulacaktım ki.. Bazı tariflerde göktaşı diye bir şey kullanıyorlarmış. Ben ne olduğunu dahi bilmiyordum değil ki Yunancasını bileyim.

Nasıl yapacağımı, sonuçta nasıl bir şey olacağını kafama fazla takmadan, eldivenleri takıp başladım ayıklamaya. Ayıkla ayıkla bitmez….  59 -60 – 61 – 62…..

Ben de hafiften çizgili kalacak şekilde soydum. 89 – 90 – 91 derken incirin hepsi soyuldu! Sonra incirleri 2 kere 10ar dakikalığına kaynattım. Her kaynatma sonrasında, suyu süzüp incirler süzgeçte biraz soğuduktan sonra incirleri tek tek elimde hafifçe sıktım. Yeni su kaynatıp içine saldım. Yalnız bir ara panik oldum. Çünkü tenceredeki incirlerin hepsi kaynar suyun üstüne çıkıyordu!!! sanki içi boş baloncuklar gibi öyle hafifler ki… bir tabak bastırdım üstlerine, tabağın üstüne de çaydanlığı oturttum. 2 kere kaynayıp suyu süzülen incirler bir kenarda beklerken, ben şerbetini hazırladım. Tariflerde genellikle 50 incire 1 kilo şeker veriyordu. Benim 90 incirim olduğu için, 2 kilodan biraz daha az şeker ve her kilo şeker için 1 bardak su kullandım. Şerbet kaynarken, ben de suyu süzülüp soğumuş incirlere birer karanfil batırdım. Şerbetin şekeri iyice eridikten sonra suyu süzülmüş incirleri içine atıp birlikte kaynatmaya devam ettim. Şerbeti istediğim koyulukta olduğunda 1 limon suyu ekleyip altını kapattım.  Daha sıcakken, hazırladığım kavanozlara önce incir tanelerini taksim ettim. Üstüne de şerbetinden koyup kavanozları ters çevirip beklettim. Hayatımdan yaptığım ilk incir reçelinden, bana bu cesareti verip yapmama vesile olduğu için minnettar kaldığım komşuma da tatması için götürdüm.

Benim incirlerin başına bunlar gelirken; ben de bir yanda internette diğer yanda telefonda reçel için püf noktaları  alıyor, öğlen yemeğimizi yapıyor, radyoda güzel şarkılar eşliğinde kahvemi içiyordum. Sonra giyinip Mayayı almaya gidip gelmiştim bile…

Hayatımda ilk kez yaptığım incir reçeli, beklediğimden de lezzetli olmuştu olmasına da… öğleden sonra Soma’dan aldığımız kötü haberle bu tarifi paylaşacak hiç bir heves kalmamıştı içimde. Bekledi… bugüne kadar bekledi.

Tarifi paylaşmak bugüne nasip oldu. Şimdi ben incirin ve üzümün cennetine gelmişken, İzmir’imin özlediğim insanlarıyla hasret giderirken…

İncir Reçeli İçin Gerekli Malzemeler:

Her 40-50 incir için 1 kilo şeker

İncir sayısı kadar karanfil

1 limon

Burada, Girit’te incirlerin içine soyulmuş badem ya da poposundan birer karanfil tanesi koyuyorlar. Ben internette araştırırken Türkçe tariflerden birinde, incirlerin içine fındık koyulmuşunu da görmüştüm.

Yorgo’dan Bergamot Reçeli

10

Artık sezon bitti. Nasıl geçti diye hiç sormayın. Her şey gibi turizm de krizden etkilendi ve inişe geçti. Ama niyetim hiç bu konuları açmak değil. Sezon bittiğinde artık her günümüzü daha çok birlikte geçiriyor olabilmek bile ayrı bir keyif katıyor kapımızı çalan sonbahara. Sabahları çocukları okula nöbetleşe bırakıyoruz. Öğlen yemeklerini bazen birlikte yapıyoruz. (Bazen de hazır buluyorum, çok hoşuma gidiyor 🙂 Cumaları çocukları okula bıraktıktan sonra birlikte pazara gidip alışveriş yapıyoruz. 

Geçen hafta da pazarda bergamotları görünce dayanamayıp aldık. Önceki seneden kalan son kavanozu da açmadan yenisini yapalım, dedik. Aslında Yorgo dedi. Çünkü bayağı bir bilek kuvveti gerektirdiğinden bu artık Yorgo’nun uzmanlık alanına giriyor ve pazardan dönünce bir hevesle giriyor mutfağa, özenle hazırlayıp kavanozları diziyor karşıma. Evet, haklısınız; çok şanslıyım 🙂

Bu seneki tarifin fotoğraflarını da onun blogundan aldım. Üstüne kendi imzamı atmamın hiç anlamı olmayacaktı nasılsa…

Yorgo’nun anlatımıyla Bergamot Reçeli:

Bergamot reçelinin yapımı, uygun cinste bergamot bulabilirseniz aslında hiç de zor değil.

Burada 2 cins bergamot olduğunu hatırlatmak isterim. Bir cins böyle; kalın kabuklu limonlara benziyor, limondan biraz daha büyük, portakal renkli kabukları diğer cinse göre daha düzgün ve ince:

Diğer cins de şöyle; turunçgil ailesinin limondan çok ağaç kavunu denilen cinsine benziyor, portakaldan da iri, genellikle yemyeşil, girintili çıkıntılı kabukları kalın ve dolgun olduğundan reçel yapmak için en ideal cins.

Bizim bu sene pazardan aldığımız 4 iri bergamot yaklaşık 3 kilo geldi. 

Önce kabuklarını ince rendeyle pürüzsüz oluncaya kadar rendeliyoruz.

Sonra da kabuklarını ayıklıyoruz.

İçini atıp kabukları çok ince olmamak kaydıyla kalın şeritler halinde kesiyoruz.

Bol suyla birlikte hepsini alabilecek büyüklükte bir tencerede su kaynatıp içine kestiğimiz kabukları atıyoruz. Birlikte biraz kaynadıktan sonra soğumasını bekleyip suyunu süzüyoruz.

 Suyunu süzdükten sonra kabukları tartmamız gerekiyor. Ağırlığına göre şeker oranını hesaplayacağız. (Bizimkiler 2800 gr. çıktı)

Kabukları en azından 24 saat suyun içinde bırakmamız ve bu suyu bir kaç kez değiştirmemiz gerekiyor ki kabukların acısı çıksın.

(5 sene kadar önce, ilk defa yaptığımda, tarife baktım ki her seferinde suyunu değiştirip birden fazla kere kaynatmışım. Aslında 1 gün boyunca suyunu değiştirdikten sonra tekrar tekrar kaynatmaya gerek yokmuş.)

1 gün sonunda kabuklardan tattığımızda hala çok acı geliyorsa, suda bekletip suyunu değiştirme işlemini 1 gün daha tekrarlamak gerekiyor.

Şerbeti hazırlıyoruz: 5 bardak suyun için 3 kilodan birazcık daha az şeker koyup kaynatıyoruz. Şerbetin koyulaştığını görünce soğumaya bırakıyoruz. Şerbet soğuyunca süzülmüş kabukları içine atıp 1 gün boyunca da şerbetinin içinde bekletiyoruz. Ertesi günü bir taşım kaynatıp ateşten almadan az önce içine bir limonun suyunu da ekliyoruz. .

Bu arada reçel koyacağımız kavanozları kapaklarıyla birlikte kaynatıyoruz. Ateşten aldığımız reçelin tanelerini kavanozlara taksim edip üzerlerini suyuyla dolduruyoruz.

Kavanozların kapaklarını sıkıca kapatıp kavanozları baş aşağı çevirip bırakıyoruz.

Bu kez 4 büyükçe, 4 tane de küçük kavanoz reçelimiz oldu 🙂

Yulaf ezmeli Üzümlü Pekmezli Tarçınlı Yumurtasız minik çörekler

1

Okulların açılmasıyla birlikte Maya’nın beslenme çantasına neler yapıp koysam diye düşünmeye tekrar başladım. Ama istiyorum ki yaptığım bir tarif evdeki herkese uysun, herkes yiyebilsin. Özellikle uzak gezilere giderken sabahın köründe kalkıp aheste kahvaltılara vakit bulamayan Yorgo’nun da kahvesine eşlik edecek birşey olsun. (Yorgo’nun Vegan olduğunu, dolayısıyla süt ürünleri ve yumurta yemediğini söylemiş miydim?) Oturup kitap karıştırmaya vakit yoksa, bazen eski tarifleri ufak değişikliklerle deniyorum. Tarifte 1 tanecik yumurta varsa genellikle varlığıyla yokluğu o kadar fark etmiyor.  Vakit bulduğum da yepyeni bir tarif açılıyor mutfak ezgahının üstünde.  Yeni yeni kitaplar ediniyoruz. Yepyeni lezzetler keşfediyorum. Üstelik bütün aile zevkle yiyebiliyoruz.

Onlara kurabiye demeye dili varmıyor insanın. Çünkü kıtır kıtır kurabiye kıvamında olmuyorlar. Pekmezin verdiği ıslaklık dilinizin üstünde yumuşacık bir kıvama dönüşüp renginden beklemediğiniz bir yumuşaklıkla sizi şaşırtıyor.Renginin koyuluğu da elbette ki içindeki pekmezden, tarçından… Aslında içine pekmez koyma fikri de benden 🙂 Esas tarifte rice şurup denilen koyu renkli pirinç şurubu koyuyordu. Bence pekmezlisi nefis oldu. Harika bir koku ve kıvam verdi. Kıtır kurabiye olmadıkları için de, onlara mini mini çörekler dedim ben, her ne kadar yeni edindiğimiz bu kitapta “chewy cookies” dese de.

1/2 bardak zeytinyağı

1/3 bardak pekmez

1/3 bardak pekmez

1/3 bardak soyasütü   (yerine günlük inek süt kullanbilirsiniz)

3/4 esmer şeker

2  1/3  bardak tambuğday unu

1 tatlı kaşığı vanilya esansı (istenirse)

3/4 tatlı kaşığı karbonat

1/2 tatlı kaşığı kabartma tozu

2 tatlı kaşığı tarçın

1/2 tatlı kaşığı muskat/küçük hindistan cevizi (nutmeg)

1/2 tatlı kaşığı allspice  (istenirse)

1/2 tatlı kaşığı tuz

2 bardak yulaf ezmesi

1  1/2 bardak kuru üzüm  (ben kuş üzümü kullandım, yalnız 1  1/2 bardak çok fazla geldi, üzümler döküldü. 1 bardak bence yeterli)

Fırını 180 derecede ısıtın. Geniş bir kapta yağı, sütü, pekmezi, şekeri, vanilya esansını, şeker iyice eriyinceye kadar karıştırın. İçine unu eleyin. Karbonatı, kabartma tozunu, baharatları ve tuzunu da ekledikten sonra güzelce yoğurun. en son yulaf ezmesini ve kuru üzümleri de ekleyip hamurun hey yanına homojen dağılmasını sağlayın. Tepsiye yağlı kağıt koyup, hamurdan ceviz büyüklüğünde yuvarladığınız parçaları yaklaşık 2 parmak aralıklarla dizin. Parmaklarınıza yapışan bir kıvam oluyor. Birşeyleri yanlıi yaptığınızı düşünmeyin. Yalnızca avucunuzu biraz ıslatarak yuvarlayın. Hepsini dizdikten sonra yuvarlak topların üstünden parmağınızla hafifçe bastırın. Çok çabuk renk değiştiriyorlar. Fırınına göre 10-12 dakikada pişiyor. Fırından çıkınca birkaç dakika bekletin. Daha içleri ılık ılıkken yumuşacık sıcacık kahvenizin yanında afiyetle yiyin…

Hala bergamot zamanıyken

5

 

Biliyorum buraya tarif yazmayalı çok oldu. O kadar çok oldu ki, başlangıçta her fırsatta pişirdiğimi sunduğum bir yemek blogu iken; son zamanlarda sanki başındaki işlerden yemek yapmaya fırsatı olmayan, fırsat buldukça da çocuklarıyla bisiklete atlayıp dolaşan bir anne bloguna dönüştü 🙂 Dışarıdan yemek ısmarlamaktan evde tencere kaynamıyor sanmayın. Asla fast food girmeyen evimizde elbette yemekler pişti, yendi bitti. Bazen fotoğraflandı, arşivlenip yazılmayı bekledi; bazen yapılan öyle çok hoşumuza gitti ki bütün halde fotoğrafını çekmeye fırsat bile kalmadan yenilip bitti; geriye kırıntıları kaldı 🙂 Öyle ya da böyle baktım ki 1 yılı aşmış tarif vermeyeli, yemekten söz etmeyeli. Aradan haftalar, aylar, mevsimler geçti. Sonra aklıma mutfaktaki bergamotlar geldi. Geçen gün pazarda görünce dayanamayıp almıştım. Hala mevsimi varken, daha önce tarifini verdiğim için en azından yapmaya heveslilere bir hatırlatayım, ben de tarif vermeye hafiften ısınayım dedim.

 

Go to Top