zencefil olarak etiketli yazılar
CİNCİBİR
11 Haz
Babamın kulakları çınlasın! Bu kelimeyi en çok ondan duyardık, küçüklüğümüzde. Küçüktük, anlamazdık ne anlama geldiğini. Ama ne çok duymuştuk; cincibir, cincibir gazozları, cincibir gazoz fabrikası gibi lafları. Hatta babam bazen bu kelimeyi bizi kızdırmak için bir isim gibi de kullanırdı. Kardeşim Bahar, herkesten iyi anlayacak ne demek istediğimi
İsmini bu kadar duymama rağmen, ne görmüş ne de tadına bakmıştım bu cincibir gazozlarının. Sanıyordum ki daha o zaman bile artık bulunmazlar arasına girmiş, çocukluklarından kalma nostaljik bir şeydi annem ve babam için. Halbuki biraz araştırınca hiç ummadığım birşeyle karşılaştım: İzmirde bir yerlerde hala üretiliyormuş cincibir, bugün kendinden İnternette söz edildiğinden habersiz
Üstelik çağa ayak uydurmak(?!) uğruna kolalı ve portakallı çeşitler de geliştirmişler. Belki bizim yaşımızda olup da Egeli olanlar arasında tadına bakmışlar vardır aramızda kim bilir?…
Aradan yıllar geçip de biraz İngilizce öğrenmeye başladığımda önce “Beer” kelimesini öğrendim, daha sonra da “ginger”. Yine de bu iki kelimenin bir araya gelip de karşıma çıkması kimbilir ne kadar zaman aldı. Belki birgün bir yerde tekrar duyduğumda; “tabi ya, Cincır-biir” diyerek çocukluğumun bir anısı her zamankinden daha da aydınlanmıştı
Aradan yine yıllar geçti. Geçenlerde bir gün, sarı tariflerde artık limonluları yapmamaya karar vermişken, yalnızca ısınan havalarla özlenen buz gibi bir içecek yapmak için kitapları karıştırırken, aşçıların en salaşı da olsa kendini sevdirmeyi bilen Oliver’in kitabında buluverdim tarifini.
Demek ki, insanın yıllarca duyduğu ama tadına bakmadığı birşeyi ilk defa kendi kendine yapıp tatması da varmış nasipte
100 gr. taze zencefil (kalınca bir parça zencefilden 4-5 parmak boyunda kullandım)
4-5 kaşık şeker
3 limon (kabuğu da suyu da)
1 litre soda
İstenirse servis için taze nane yaprakları
Taze zencefilin kabuğunu soyup, rendenin peynir rendesi tarafında rendeleyin. Zencefili suyu ve içi lifli posasıyla birlikte (1 litre sodayı da içine alabilecek büyüklükte) bir kaba alın, üstüne şekeri ve limon kabuğu rendesini koyup elinizle ya da havan eliyle iyice ezin. Limonların suyunu sıkın ve aynı kaba boşaltın. En son da 1 litre sodayı ekleyin ve birazcık kendi haline bırakın ki içindeki lifler ve limon posası birazcık çöksün. (Yoksa tadına bakmak çok zevkli olmayacak!) Tadına bakın, eğer çok ekşi geliyorsa biraz daha şeker, çok tatlı geliyorsa biraz daha limon suyu ekleyin. Bunu herkes kendi damak zevkine göre ayarlayabilir. Bir sözgeçten geçirdikten sonra içine ekleyeceğiniz buzlarla Ginger beer içmeye hazır!
Sodanın gazı kaçmadan hemen içerseniz çok “gazozlu” havayı da kaçırmamış olursunuz
Bu da hiç hesapta olmayan bir sarı tarif oldu çıktı işte… Aslında zencefil aromalı ve su yerine sodayla yapılan limonatadan başka birşey değilmiş. Zencefil olduktan sonra her zamanki limonatadan daha değişik, içtikten sonra boğazınızda hala izlerini bırakan bir lezzet. Zencefilin keskin tadı çocuklara biraz acımsı gelebilir. Siz de onlara bildik bir tarifle limonata yapıp, sonra da limonatayı minik dondurma kalıplarına doldurup ve dondurup limonatalarını ellerine tutuşturup onları böyle şaşırtabilirsiniz
Wikipedia’da Cincibir için, 70′li yıllarda özellikle Ege Bölgesi’nde tanınan bir gazoz, diyor.
Ginger Beer için ise; zencefil, limon ve şekerle yapılan alkollü ya da sodalı bir içecek, diye bahsediyor. İngiltere’de 17 yüzyılın ortalarında yapılmaya başlanmış, popüleritesinin doruğuna ise 19 yüzyılın bailarında ulaşmış.
YE # 11 BALIK – FIRINDA SOMON
19 Haz

Bu benim katıldığım ilk yemek etkinliği olacak. Bu etkinliğin konusunun ailecek çok sevdiğimiz “balık” olması da ayrıca bir heyecan yarattı evimizde
Geçen etkinlikte de ev sevdiğim meyvelerden biriydi konu ama ben işin acemisiydim, çok yeniydim bloglar aleminde…
Bu balığı, tek başıma yapmadım, itiraf ediyorum
Somon almıştı Yorgo. Balık somon olunca, ya ızgara ya da fırında olacağı kesindi. (Aman sakın, yağa atıp da kızartmaya kalkmayın somonu, herhalde bir daha somon görmek istemezsiniz sonra.) Fırında balık’tan yola çıktık, Yorgo üstlerine taze zencefil önerdi, seve seve kabul ettim bu teklifi
Yanına hem fikir olunan patatesler eklendi, benden de üstüne susam fikri!
Aslında o kadar kolaydı ki…. bunun nesini 2 kişi yaptınız? diye sormayın
Biz, sadece mutfağa birlikte girmeyi seviyoruz. Yazın böyle fırsatlar çok olmuyor. Bu kez yakalamışken fırsatı birlikte güzel birşey çıkardık ortaya galiba
Fırında, Zencefilli Susamlı Somon için;
- 3 dilim somon (3 kişi olduğumuzdan, tabi ki Maya’yı da sayıyoruz. Balığa bayılıyor!)
- 1 parmak kalınlığında bir parça taze zencefilin rendesi
- 2 limon (1 tanesinin suyu, diğeri dilimlenmiş)
- 5-6 orta boy patates
- 1 avuç susam
- Kekik, tuz, kara biber
- Patatesler için biraz zeytinyağı – Balığa hiç koymasanız da olur!
Patatesleri boyuna 4′e bölün. Bir kabın içinde tuz, kekik, kara biber ve biraz zeytinyağıyla güzelce karıştırın. Somonları tepsiye yerleştirdikten sonra kalan boşluklara da patatesleri koyun. Somonların üzerine rendelenmiş taze zencefil ekleyip hafifçe ovalayın. 1 limonun suyunu hem balıklara hem patateslere gelecek şekilde gezdirin. Diğer limonu dilimleyip istediğiniz şekilde yerleştirin – Unutmayın ki, limon dilimleri yalnızca göze hitap edecek bir süs değil! Tadına bakmadan sakın ayıklayıp çöpe atmayın onları! En sonunda da, balığınızın üstüne istediğiniz kadar susam serpiştirerek son noktayı koyun. 200 derecede ısıttığınız fırında, balığın yağları iyice eriyinceye kadar pişirin. (Somon çok yağlı bir balık olduğu için, balığı patatesle birlikte fırına atmış olmamız sizi şaşırtmasın. Patates pişinceye kadar somon çabucak pişip de kuruyacak sanmayın. Onu kurutmayacak kadar yağ var katmanları arasında.)
Yanında muhakkak ki bol ekşili, bir salata olsun. Bir de zevkinize göre soğuk bir içki… Afiyet olsun!
Balıktan sonra, “şimdi balığı öldürmek lazım” derdi eskiler… anneanneler, babaanneler, dedeler.
Açık açık “Gönül tatlı istiyor balık bahane” demezler de, böyle ima ederlerdi.
Eh, biz de geleneğe uyduk ve öldürdük balıkları!

Son çileklerle çilekli dondurma yapmıştım. Ama bu kez sunumu bambaşka oldu.
Kışın İzmir’deyken, büyük süpermarketlerden birinden almıştım bu, son derece ucuz kalıpları. Onlara ne isim versem bilemedim: Buz lolipop kalıpları dedim
Çünkü ortaya çıkan dondurma, aynı lolipop gibiydi elinde. Tabi bu işe de en çok Mayacık bayıldı
Daha kalıpların dolaptan çıktığını görür görmez, yanımda bitiverdi. Tam fotoğrafı çekecekken de, giriverdi minik bir el kareye
Olsun, böylesi daha çok hoşuma gitti!





Son Yorumlar