yumurta olarak etiketli yazılar

Turp otunun omlet hali

1

Turp otu ben çocukken annemin pazardan aldığı yegane ottu. Tezgahlardaki değişik değişik otlara benim içim giderken, o yine bildiğinden şaşmaz; gidip turp otu alırdı. Değişik ot çeşitlerinin tadına bakmak için Girit’e kadar gelmem gerekiyormuş 🙂 Hayat bu ki beni uçurdu uçurdu da otların cennetine düşürdü!

Geçen gün pazardan turp otu almıştık biz de. Çiçeklendiğinde sarı sarı minicik çiçekleri olan, Giritlilerin deyişiyle Vruves. Hardal otu olarak da bilinir.

Otları pişirirken en çok dikkat ettiğim nokta; yeşil rengini kaybetmeyecek kadar haşlamak. Yoksa hem görünüşü hem de lezzeti bütün iştah açıcılığını kaybediyor. Bahçedeki limon ağacından kopardığımız limonlar ve kendi sızma zeytinyağımızla tadına doyulmayan bu salataya bizim evde herkes bayılıyor.

Bu kez kalan turp otlarını farklı bir şekilde değerlendirmek istedim ve onlardan çok lezzetli bir otlu omlet yaptım. Omleti tarife gerek yok.
Küçücük bir soğanı kavurup içine önceden haşladığım turp otları katılırsa böyle bir lezzet çıkar ortaya…

 

Tatlı Patatesten Omlet

1

Ne zamandır tarif yazmıyordum. Uzun bir aradan sonra çocukların bayılacağı çok şirin, rengarenk bir omlet tarifiyle geldim size.

Patatesli omlet, annemin çabucak yapıverdiği, çocukluğumu anımsatan mis kokulu  bir lezzet. Patates ve yumurta her zaman her evde olan şeyler; patatesi sevmeyen yoktur herhalde; o halde öğlen yemeğine kolay bir alternatif. Ailecek o kadar çok severdik ki, yalnızca acele bir öğle yemeği olarak görmez bazen canımız çeker de isterdik yapmasını annemden. Şimdi benim çocuklarım bayılıyorlar bu fikre “patatesli omlet ister misiniz?” dediğimde 🙂

Bu tarif, klasik bir patatesli omlet değil. Çocuklara sebze yedirmek için değişik alternatifler sunan bir kitapta gördüm.

Bu tarifte tatlı patates kullandım. Adı patates olsa da aslında patatesin çok çok uzaktan akrabasıdır.

Güney Amerika’nın tropikal topraklarında doğal olarak yetişmekte, 5000 yıldan fazladır insanlar tarafından üretilmektedir.

Boyu uzunca, içi havuç rengi, pişince tadı patatesten daha tatlı, kıvamı da patatesten çok havuca benzeyen bir kök bitkidir. Bol miktarda lif ve beta-karoten içerir.

Karbonhidrat, protein, A ve C vitaminleri,  demir ve kalsiyum açısından bildiğimiz patatesten çok daha zengin; diyabetten ve obeziteden korunmak için idealdir.

Bunca faydası varken arasıra yemeklerde patatesin yerine kullanmak, çorbaya, sebzeli pilavlara katmak iyi fikir diye düşünüyorum ama Türkiye’de bulamıyorsanız ya da deneyip de hoşlanmadıysanız, bu tarifi Ödemiş’in sarı patatesiyle de yapsanız olur 🙂

Büyükçe bir tatlı patatesi küp küp doğruyoruz. Patatesi biraz zeytinyağında kavururken; bir yanda da birer koca kase bezelye ve tane mısırı haşlıyoruz.

Bildiğimiz patatesli yumurta gibi; kavrulmuş patates-bezelye-mısır karışımının üstüne çırpılmış yumurtaları döküyoruz.

Omletin bir tarafı pişince, tavadan azıcık büyük bir tabağın yardımıyla omleti ters çevirip, diğer tarafını da aynı rengi alıncaya kadar pişiriyoruz. Hepsi bu!

* Arzunuza göre küçük doğranmış kırmızı biber ve/veya  ince doğranmış taze soğan da katılabilir. Hatta çocuklar seviyorsa ton balık bile eklenebilir.

* Bezelye: Diyabetten ve kalp rahatsızlıklarından korur. İshali azaltır. Vejeteryanlar için iyi bir protein kaynağıdır. Dikkatini toplamaya yardımcı olur. İçerdiği B1 ve B3 vitaminleriyle özellikle ergenlik döneminin stresini azaltır. Bol mimtarda folik asit içerir. Yakında çıkacak taze bezelyeyi ayıklayıp, çiğ tanelerini salatalarınıza katmayı deneyin, çocukların hoşuna gidecek 🙂

* Mısır: Özellikle obezlik sonucu genç yaşta çıkan Tip 2 diyabete karşı koruyucudur. Kalp rahatsızlıklarından ve kanserden korur. Brokoli, ıspanak ve tam tahıllardan 2 kat daha fazla antioksidan içeren mısırı salatalara, sandviçlere katabilirsiniz. Daha önce yaptığım mısır kroketlere de çocuklar hayır diyemiyorlar.

** Sonraki tarifim de vakti sınırlı olanların hoşuna gidecek; 25 dakikada lokum gibi et pişirme yönteminden söz edeceğim 😉

Yabani pırasalı ve patatesli omlet (sfugato)

0

Yabani pırasalar daha çok kış aylarında dağ da bayırda kendiliğinden yetişiyor. Özellikle yeşil kısımları renkleri ve yassı yapraklarıyla taze sarımsağı andırıyor. Ama sarımsağa göre daha yassı olan beyaz kısımlarından sarımsak olmadıklarını anlıyorsunuz. Yetiştirme olmadıkları için, genelllikle ot satanlarda küçük demetler halinde satılıyor pazarlarda.

Girit’e yeni geldiğimde yabani pırasayı bilmiyordum. Burada gördüm ilk defa. Zaman içinde, kışın zeytin toplamaya gittiğimiz zamanlarda zeytin ağaçlarının yakınlarında kendiliğinde biten bu minik cılız pırasaları tanır oldum. Hatta elimde bıçak olmasına rağmen çok derinlere uzanan köklerine ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu gördüm. Böylece yabani pırasa demetlerinin neden hep başlarından kesilmiş olarak (püskülsüz) satıldığını anlamıştım.

Bu fotoğraf aylar önce çekilmiş ama tarifiyle birlikte yayınlanmak üzere beklemekteydi. Yakın zamana kadar pazarlarda vardı yabani pırasa demetleri. Pırasalara veda etmeden bu tarifi de yayınlamak istedim. Aslında pırasalı omlete patatesleri eklemek benim fikrimdi. Çünkü pırasalar çok fazla değildi ve kavrulduklarında iyice azalmışlardı. Siz aynı tarifi rahatlıkla bildiğimiz pırasayla da uygulayabilirsiniz.

  • 1 demet yabani pırasa
  • 3-4 patates
  • 4 yumurta
  • tuz, kara biber, pul biber
  • Biraz zeytinyağı

Pişme süreleri aynı olmadığı için ayrı bir tavada ince doğranmış pırasaları, bir başka tavada da küp küp doğranmış patatesleri zeytinyağında kavuruyoruz. Sonra omleti yapacağımız tavaya aktarıyoruz. Tuzunu, biberini, arzuya göre pul biberini ekleyip, çırpılmış yumurtayla karıştırıp omletimizin bir tarafının iyice kızarmasını bekliyoruz. Bir tabak ya da kapak yardımıyla çevirip diğer tarafını da kızartıp, dilimleyerek servis yapıyoruz.

* İster pişerken, yumurtasıyla birlikte, isterseniz tabaklara servis yaptığınız sırada peynir rendesi de ekleyebilirsiniz.

Pırasa Köftesi ve Polenta Kızartması

1


Kızartma çok sık yaptığımız birşey değil. Ama arada sırada, değişik bir lezzet yakalamak uğruna bir istisna yapmanın pek sakıncası yok, değil mi? 🙂
Bu pırasalar da işte böyle bir istisnai duruma denk düştüler. Uzun zaman önce, Sefarad Mutfağı’ndan Pırasa köftesini (Kopetas de Prasa) denemiştim. Tarife göre pırasalar önce haşlanıp sonra kıyma ve haşlanmış patatesle yoğurularak köfteler yapılıp kızartılıyordu. Ben pırasaları haşlamak yerine, azıcık yağda kavurup yapmıştım hatta. Lezzetine diyeceğim yok, güzel olmuşlardı.

Bu konuyla alakasız gibi görünse de, Mayacık artık anaokuluna gidiyor. Onun okuldaki öğlen yemeği listesi doğal olarak bizim yediklerimizi de etkiliyor. Okulda etli bir yemeği varsa, o gün evimizde etli pişirmiyorum. İşte sıranın pırasaları pişirmeye geldiği gün de, böyle bir etsiz günümüzdü. Pırasa köftelerinin kıyma koyulmadan da yapılabileceğini okumuştum birkaç kitapta. Uyguladığım tarif şöyle:

  • 1 kilo pırasa, ince doğranmış, kavrulmuş
  • 3 adet orta boy patates, haşlanmış
  • 2 yumurta
  • Esmer un (Elle yuvarlanabilecek bir kıvama gelene kadar azar azar ekleyin)
  • İstenilen türde ve miktarda yeşillik (maydanoz, kişniş, taze soğan gibi)
  • Tuz, kara biber, pul biber
  • 1 kase susam
  • Kızartmak için zeytinyağı

İnce doğranmış pırasaları çok az zeytinyağı ekleyerek kavurdum. Patatesleri haşlayıp, ezdim. İçine pırasaları, hafifçe çırpılmış 2 yumurtayı, ince doğranmış yeşillikleri, baharatları ve azar azar unu katarak yoğurmaya başladım. Un miktarını ölçülü olarak veremiyorum. Bu köfte harcının kıvamının -içindeki haşlanmış patatesin de etkisiyle- kabak köftesinden biraz daha kolay yuvarlanabilir olacağını aklınızdan çıkarmayın. Ben başlangıçta bunu da kabak köftesi gibi tavaya kaşık kaşık döküp kızartacağımı beklerken, baktım ki elime alıp yuvarlayabileceğim kıvamdalar. O zaman kızartmadan önce onları susama bulamak fikri geldi aklıma. Böylece renkleri de fazla kararmış olmayacak, daha şık görünecekler diye düşündüm. Susamın pırasanın lezzetine katkısı da çok hoş olmuştu.

Pırasa köftelerinin yanına da ne zamandır yapmayı planladığım bir tarifi denedim.
Polenta adıyla paketlerde satılan şey, aslında mısırın, mısır unundan kalın, irmikten de daha ince öğütülmüş hali. Genellikle mısır unu gibi sapsarı oluyor. Benim denediğimse beyaz mısırdan elde edilmiş beyaz polentaydı. Zaten rengiyle dikkatimi çekmişti raflarda 🙂 Polentanın 250 gramı genellikle 4 ya da 5 bardak suyla birlikte kaynatılarak koyu bir kıvam alıyor. İstenirse püre gibi garnitür olarak ya da Bahar’ın daha önce yaptığı gibi fırınlanarak ya da benim denemek istediğim gibi tekrar kızartılarak da yenilebiliyor.

  • 250 gr. polenta (unu/irmiği)
  • 1 litre su
  • Biraz tuz

1 litre sudan 1 bardak ayırıp, kalanını kaynatırıyoruz. Bir kasede 250 gr. polentayla ayırdığımız 1 bardak suyu iyice karıştırıyoruz. Ocaktaki su kaynayınca, tuzunu, sonra da polentayı sürekli çırparak, yavaş yavaş kaynar suyun içine döküyoruz. Yaklaşık yarım saat içinde polentamız koyu bir bulamaç kıvamını alıyor. Bu süre içinde dip tutmaması için karıştırmak gerekiyor. Polenta kıvama geldiğinde ateşten alıp hafifçe yağlanmış bir tepsiye yaklaşık 1-1,5 cm kalınlığında döküyoruz. Üstünü örtüp soğumaya bırakıyoruz.

Soğuduğunda, polentadan bir bardak yardımıyla yuvarlak kalıplar çıkarıyoruz. Şimdi bize gerekli olanlar:

  • Rendelenmiş peynir
  • Galeta unu veya un
  • Kızartmak için zeytinyağ

Bu aşamada en çok dikkat etmemiz gereken, polenta yuvarlaklarının tepsiye yapışık taraflarını birbirine yapıştırmak. Çünkü bu tarafları daha pürüzsüz ve yapışkan oluyor. 2 yuvarlağı, aralarına biraz peynir rendesi koyarak- pürüzsüz yüzleri içe gelecek şekilde birbirine yapıştırıyoruz. Elimizle kenarlarını iyice bastırmamız yeterli olmuyorsa, benim gibi avucunuza alıp iki avucunuzun arasında iyice sıkın.
Hazırladığımız polentaları elimizle hafifçe ıslatıp galeta ununa bulayarak kızartıyoruz. Polentanın tek başına iddialı bir tadı yok. Yanında servis edilen şeylere sessizce eşlik ediyor bence. Pırasa köfteleri ve bol ekşili bir salatayla lezzetle yeniliyor.

Go to Top