tofu olarak etiketli yazılar
Ispanaklı (ve Tofulu) Lasagna
25 Oca
Evde et yemeyenler olunca, çok sevdiğim halde lasagna’yı yıllardır yapmıyordum. Geçen gün Maya’mla birlikte 1000. kez Garfield’ı seyrederken o çok bayıldığı lasagnaları iştahla yiyişi bizi öyle imrendirdi ki… Lasagna yapayım mı? dedim kızıma. Baktım o da heveslendi. Bildik usulde yaptım. En başından sonuna kadar da ilgiyle izledi her aşamasını. Afiyetle yedik. Paketin kalanını da, artık kim bilir ne zaman yaparım diye düşünerek kaldırmıştım erzak dolabına.
Geçen gün tazecikler ıspanaklar getirmişti Yorgo, pazardan. Benim niyetim, burada yaptıkları gibi bol pirinçli Spanakorizo yapmaktı. (Bu arada, ıspanağın yoğurtla ya da başka süt ürünleriyle birlikte tüketilmesinin demir emilimini azalttığını öğreneli beri ıspanağı yoğurt yerine bol limon sıkarak ekşili yemeyi, börek yapacaksam da peynirle birlikte değil de yalnızca ıspanaklı yapmayı tercih eder olmuştum.) Aklımdan şöyle bol pirinçli, bol ekşili bir ıspanak geçiyorken, Yorgo’dan geldi fikir; “ıspanaklı lasagna yapsana!” diye
Ispanak hamur işlerine çok yakışıyor zaten. Neden olmasın diyerek girdik mutfağa…
1 kilodan biraz fazla olan ıspanakların en çıtır filizlerini çiğ salatasını yapmak üzere ayırdım. Geri kalanlarını da güzelce yıkadıktan sonra, suyunu süzdürdüm. 2 tane soğanı ince ince doğrayıp zeytinyağında kavurduktan sonra doğranmış ıspanakları da ekleyip iyice kavurdum. Madem ki süt ürünleriyle birlikte yemeyeceğiz o zaman içine peynir yerine, soyanın peyniri diyebileceğimiz tofuyu koyma fikri de eklenince bizim lasagna demir açısından çok kuvvetli oldu
Lasagna makarnaları, şu önceden pişirmek gerekmeyenlerdendi. Ama sıra, beyaz sosunu yapmaya gelince, şimdi ne yapacağız? diye düşündüm. Şimdiye kadar yoğurtsuz, peynirsiz iyiydik de, “beşameli” de suyla yapsam herhalde Fransız aşçıları beni öldürürdü
O zaman da, imdadımıza Soya Sütü yetişti. Bildiğiniz beşameli inek sütü yerine soya sütü kullanarak yaptığınızı düşünün. Hiç yumurta kullanmadığımı da varsayarsak, bu durumda bizim lasagna vejetaryen olmakla da kalmayıp vegan oldu!
Benim lasagna yapışımdaki sıra hiç değişmiyor. Beyaz sosunu, renkli sosunu ve makarnaları fırın kabının yanına alıyorum. Yağlanmış kabın en altına biraz beyaz sostan yayıp üstüne ilk makarnaları diziyorum. Sonra renkli sostan (kıymalı, sebzeli, mantarlı, ıspanaklı vs.) bir miktar yayıyorum. Tofuyu çok yumuşak olduğu için ıspanaklı karışıma karıştırmadım. Peynir gibi dilimleyerek ıspanağın üstüne döşedim. Beyaz sos+makarna+ renkli sosun üstüne, tekrar beyaz sostan, üstüne yeni bir sıra makarna, tekrar renkli sos, beyaz sos, tekrar makarna…. böyle gidiyor. Olmasını istediğiniz kalınlıkta aynı sırada çoğaltmak mümkün. En üst sıradaki makarnaların üstüne de beyaz sostan koyup, peynir kullanıyorsanız peynir rendesi serpebilirsiniz. Beyaz sosunuz çok çok koyu kıvamda olmazsa, özellikle en üst sıradaki makarnalarınız da kurumuyor. Eğer koyu kıvamlı olduysa, belki de lasagna’nın en üstüne birkaç kaşık süt/soya sütü eklemekle de fırında kuruyup kabuk tutmamasını sağlayabilirsiniz. Bir ufak eklenti de, beyaz sosuna özellikle de ıspanaklı lasagna’da küçük hindistan cevizi (nutmeg) rendesi çok yakışıyor.
Biz beyaz sosun üstüne, kara susam serpiştirdik. Kara susam dediğim, çörekotu değil. Çinli malzemeler satan dükkanlarda bulmak mümkün. Görünüşü çörekotunu andırsa da tadı kesinlikle susam. Ispanağa da çok yakışıyor.
Önceden 180-200 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık yarım saatte, üstü iyice kızarıncaya kadar pişirmek yeterli oluyor.
Bir dahaki sefere, Mantarlı lasagna yapmayı deneyeceğim, kıymalı tarifimdeki kıyma yerine mantar kullanacağım
Pazar keyfimiz
10 Tem

Havalar ısınalı çok oldu Girit’te. Ama temmuz ayı sıcakla birlikte öyle bir rüzgar da getirdi ki, geçen pazar gününe kadar ne balkona çıkıp oturabildik ne de denize gidebildik. bu daha ne kadar böyle sürecek diye söylenmeye başlamıştık ki pazar günü rüzgar kesildi. Gerçi esseydi mi daha iyiydi hiç esmese mi, o da tartışılır ama en azından balkonumuza çıkıp keyifli bir pazar öğle yemeği yiyebildik.
Menümüz zengindi bu kez. Evde hazır mezeler ve salatalar olunca, sofra bir çırpıda nasıl da donanıyor değil mi? O gün tazecik otlarla minik minik kabakları haşlamıştım sabahtan. Son anda da soyalı köfteler kızardı. Fırında pişmiş dolmalarımız önceki gündendi. Bir de közlenmiş biberlerle süslenmiş geleneksel bir balık mezesi olan Skordalya ise dünkü balığımıza eşlik etmişti, bugün sofraya getirmeden bir değişiklik yapalım diyerek ev yapımı kaparilerimizden ilk defa açıp bir kaç kaşık üstüne ekledik. Mmmm…. doğrusunu söylemek gerekirse, kapariler çok başarılı olmuştu! Maya da bu sene ilk kez tattı kapariyi ve öyle görünüyor ki çok da sevdi. Ben konuşurken benim tabağımdakileri aşırıyordu
Skordalya, aslında sarmısak ve sirke katılmış bir patates püresinden ibaret. Patatesleri aynı püre yapar gibi ezdikten sonra – gerçekten ölçülü yapmıyorum- damak zevkinize göre sarmısak ve kokusunu hissedecek ama ağzınızı da yakmayacak kadar da sirke ekleyecek bu malzemeleri iyice karıştırıyorsunuz. Tuzunu kontrol edip azıcık da zeytinyağı ilavesiyle Skordalyanız hazır. Balığın yanında nefis bir meze, çok yakışıyor. Çok da pratik ve her zaman el altında olan malzemelerle değişik bir meze yapabilmek için ideal bence. (Varsa, kapariyle süslemek de harika bir uyum yarattı doğrusu)
Soframızda “Giritli olmayan” tek tabağımız, Soyalı köftelerimiz de geçen günkü tofumuzun artanından. Bizim evin Tofu ustası Yorgo’dur. Vakit bulduğunda soyalarını sabahtan suya koyar, sonra mutfağa bir kapanır, hiç kimse ona karışsın istemez. Tangır tungur sesler, uğraşlar sonunda, koca bir kalıp tofu çıkar ortaya. Et yemediği için kendine bulduğu mükemmel alternatifi, tofuyu o yapar, ben de kalan posasından köfteleri. Geçenlerde Bahar da Sankidergi’de çıkan yazısını yayınlamış; hem Tofu’nun tarifini, hem de tofu yapımından sonra artan posasını değerlendirmek için soya köftesi tarifini vermişti. İşte o tarifle yaptım ben de.
Ve tabi ki bir Girit sofrasının olmazsa olmazı otlar! Yaz aylarında ot çeşitleri azalıyor. Ancak Vlita (Tilki kuyruğu) ile ot hasretimizi gideriyoruz, kış aylarında çeşit çeşit otlara kovuşuncaya kadar. Vlitadan daha önce, pazar ile ilgili yazımda da söz etmiştim. Artık yetiştirme Vlitaların da pazarda satıldığından. Bizimkiler, bir arkadaşımızın yıllar önce ektiği vlitaların yere düşen tohumlarından her sene aynı yerden tekrar tekrar biten yenileri. Tazecik gelmişti. Hemen haşlanıp, yemyeşil süslediler soframızı. Tek gereken bol limon ve zeytinyağı.
Bir de minik minik kabakçıklar almıştık pazardan. Onları da aynı suda haşladık. Yine bol limon ve zeytinyağı yeterli. Onlar da öbür köşenin yeşil güzelleri
Denizden gelen hafif bir esintinin eşliğinde güzel bir öğle yemeği yedik. Mayacık hangisinden yiyeceğini bilemedi
Dün çok güzel başka birşey daha yaptık ama onu da bir sonraki yazıma saklıyorum….





Son Yorumlar