mısır olarak etiketli yazılar
Tatlı Patatesten Omlet
1 Nis

Ne zamandır tarif yazmıyordum. Uzun bir aradan sonra çocukların bayılacağı çok şirin, rengarenk bir omlet tarifiyle geldim size.
Patatesli omlet, annemin çabucak yapıverdiği, çocukluğumu anımsatan mis kokulu bir lezzet. Patates ve yumurta her zaman her evde olan şeyler; patatesi sevmeyen yoktur herhalde; o halde öğlen yemeğine kolay bir alternatif. Ailecek o kadar çok severdik ki, yalnızca acele bir öğle yemeği olarak görmez bazen canımız çeker de isterdik yapmasını annemden. Şimdi benim çocuklarım bayılıyorlar bu fikre “patatesli omlet ister misiniz?” dediğimde

Bu tarif, klasik bir patatesli omlet değil. Çocuklara sebze yedirmek için değişik alternatifler sunan bir kitapta gördüm.
Bu tarifte tatlı patates kullandım. Adı patates olsa da aslında patatesin çok çok uzaktan akrabasıdır.
Güney Amerika’nın tropikal topraklarında doğal olarak yetişmekte, 5000 yıldan fazladır insanlar tarafından üretilmektedir.
Boyu uzunca, içi havuç rengi, pişince tadı patatesten daha tatlı, kıvamı da patatesten çok havuca benzeyen bir kök bitkidir. Bol miktarda lif ve beta-karoten içerir.
Karbonhidrat, protein, A ve C vitaminleri, demir ve kalsiyum açısından bildiğimiz patatesten çok daha zengin; diyabetten ve obeziteden korunmak için idealdir.
Bunca faydası varken arasıra yemeklerde patatesin yerine kullanmak, çorbaya, sebzeli pilavlara katmak iyi fikir diye düşünüyorum ama Türkiye’de bulamıyorsanız ya da deneyip de hoşlanmadıysanız, bu tarifi Ödemiş’in sarı patatesiyle de yapsanız olur

Büyükçe bir tatlı patatesi küp küp doğruyoruz. Patatesi biraz zeytinyağında kavururken; bir yanda da birer koca kase bezelye ve tane mısırı haşlıyoruz.

Bildiğimiz patatesli yumurta gibi; kavrulmuş patates-bezelye-mısır karışımının üstüne çırpılmış yumurtaları döküyoruz.

Omletin bir tarafı pişince, tavadan azıcık büyük bir tabağın yardımıyla omleti ters çevirip, diğer tarafını da aynı rengi alıncaya kadar pişiriyoruz. Hepsi bu!

* Arzunuza göre küçük doğranmış kırmızı biber ve/veya ince doğranmış taze soğan da katılabilir. Hatta çocuklar seviyorsa ton balık bile eklenebilir.
* Bezelye: Diyabetten ve kalp rahatsızlıklarından korur. İshali azaltır. Vejeteryanlar için iyi bir protein kaynağıdır. Dikkatini toplamaya yardımcı olur. İçerdiği B1 ve B3 vitaminleriyle özellikle ergenlik döneminin stresini azaltır. Bol mimtarda folik asit içerir. Yakında çıkacak taze bezelyeyi ayıklayıp, çiğ tanelerini salatalarınıza katmayı deneyin, çocukların hoşuna gidecek ![]()
* Mısır: Özellikle obezlik sonucu genç yaşta çıkan Tip 2 diyabete karşı koruyucudur. Kalp rahatsızlıklarından ve kanserden korur. Brokoli, ıspanak ve tam tahıllardan 2 kat daha fazla antioksidan içeren mısırı salatalara, sandviçlere katabilirsiniz. Daha önce yaptığım mısır kroketlere de çocuklar hayır diyemiyorlar.
** Sonraki tarifim de vakti sınırlı olanların hoşuna gidecek; 25 dakikada lokum gibi et pişirme yönteminden söz edeceğim
Mısır Kroket
15 Tem
Mısır Kroketler için;
2 bardak tane mısır (dondurulmuş mısır kullanıyorsanız önceden haşlanmalı)
1/4 bardak un
3 yumurta (sarıları beyazları ayrılmış)
Bol taze soğan
Tuz, kara biber
Kızartmak için yağ
Yağımızı kızdırırken, yumurta sarılarını hafifçe çırparak içine yumurta akları dışındaki bütün malzemeleri karıştırıyoruz. Yumurta beyazlarını kar haline gelinceye kadar çırptıktan sonra kaşık kaşık önceki karışıma ekliyoruz. Kızgın yağın içine bu karışımdan birer yemek kaşığı dolusu döküp, her tarafı aynı rengi alıncaya kadar kızartıyoruz.
Söz verdiğim safranlı tariften sonra, Sarı Tarifleri artık bitireyim de başka bir renge geçeyim, diyorum. Aklımda çok güzel fikirler var.
Ama sarılar beni bırakmıyor
Pazarda ne zamandır görmediğim sarı dolmalık biberler “biz de varız!” diyorlardı. Dayanamadım aldım. İçlerini doldurdum.
Fırına böyle girdiler…
Sapsarı mısırların bambaşka bir anlamı var benim için
23 Haz
Mısır, Amerika’nın keşfiyle tanıştığımız bir bitki. Yabani bitkinin evcilleştirilmesinin ilk olarak Meksika’da yapıldığı söylense de, Peru ya da Ekvator’da da olabileceği kabul ediliyor. Mısırın son derece kolay döllenebilir olması tüm kıtada hızla yayılmasını sağlamış. Öyle ki Avrupalılar gelmeden çok önce Karaip adaları dahil kıtanın her yerinde yetiştiriliyormuş. Bu bakımdan Aztek, Maya ve İnka imparatorluklarının mısıra dayandığı söylenebilir. Zaman içinde pek çok yabanıl mısır türleri yok olmuş, evcil türler tüm kıtaya yayılmış. Genellikle bol yağışlı iklimleri seven mısırın neden Karadeniz bolgesini sevdiğini de böylece izah edebiliriz
Tanelerini dökmeyen bir türün yetişmesi sağlandıktan sonra, ekip biçmesi kolay, verimi de hayli fazla olan mısır için, 1′e 150 bile fazla birsey sayılmazmış! Kıtayı fetheden İspanyollar ve Portekizliler sayesinde Avrupa’da ilk kez İspanya ve Portekiz’de ekimine başlanmış. Ancak hayvan yemi olarak kullanılıyormuş. Tarihciler, insani besin olarak ilk kez Ortadoğu’da yetiştirildiği konusunda hemfikirlermiş. Kolomb’un keşfinden elli yıl geçmeden, 1520-1530 yıllarında Mısır, Suriye ve Lübnan’da mısır ekildiği biliniyor.
“Tarih Boyunca Yemek Kültürü” adlı kitabında Murat Belge; “Türkçe’deki adı ‘mısır’ zaten bu bakımdan bir ipuçu” diyor. “O yıllarda İspanya’dan kovulan Mağribiler(*) oradan belki de Mısır’a gelmişlerdir” diyor. “Bizim mısır dediğimiz bitkiyi Osmanlının batı sınırlarında yaşayan Slav ve Macar halkları “Türk buğdayı” anlamına gelen adlarla tanıdılar. Böylece mısır Avrupa’ya Osmanlı üzerinden yayıldı, İspanya üstünden değil” diye ekliyor.
(*)Mağribiler: Afrika’nın Mısır dışındaki kuzey ülkelerinden olanlar.
Ne yazık ki mısırın kıymetini anlamamız biraz geç oldu ailemizde. İzmir’in sokaklarında dolaşan “kaynamış darı” satıcıları ve zevkle kemirdiğimiz “darı”ları bir kenara koyarsak, çocukluğumun anılarından hatırladığım tek mısırlı şey Bahar’ın bir yazısında söz ettiği, babaannemin “şakşak” adını verdiği mısırunlu, ısırgan otlu böreği. O zamanlar yediğimiz bu mısırunlu böreğin, yıllar sonra canım kardeşimin yiyebileceği yegane börek olduğunu bilemezdik elbet. Hangi tahıllar glutenli diye düşünmek zorunda da değildik. Ne Çölyak‘tan haberdardık ne de mısırla pirincin glutensiz tahıllar olduğunun farkındaydık. Mısırunu, -evde varsa- balıkları bulayıp kızartmaktan öte bir işe yaramazdı o zaman. Halbuki mısırununun bizim için değeri bunun çok üstündeymiş.
Bütün hayatları kendimizinki gibi sanıp yanılıyoruz bazen. Mesela, Internet’te gördüğünüz mükemmel pastaların tadına bile bakamayacak çocuklar olduğunu düşündünüz mü hiç? Düşünseydiniz, her simit alışınızda çok derinlerden bir yerden suçluluk duyar mıydınız siz de? Peki bu durum, pastayla da sınırlı kalmayıp, içinde un olan herşeyi kapsıyorsa… aklımıza ilk anda gelen ekmekarası, pide arası, pizza, makarna, sandviç, simit, börek, çörek de eklenseydi yasaklar listesine? Dışarda yenen hemen herşeyin unlu (yani glutenli) bir şeylerin içinde/arasında/üstünde sunulduğu bir toplumda bunlara imrense de elini süremeyecek bir çocuk yetiştirmek hiç de kolay olmazdı herhalde. Kendi başımıza gelmedikçe çok ender aklımıza düşer bunlar. Ama sevdiğinin başına gelmesi, kendi başına gelmesinden de çok sarsar insanı. Özellikle önünde uzun bir ömür olanın; eşinin, çocuğunun, kardeşinin.
İşte Bahar‘ın hayatındaki bu değişim elbette hepimizi etkiledi. İnsanı kolaylıkla paniğe sokup, “ben artık hiç birşey yiyemiyeceğim” bunalımına sürükleyebilecek karamsarlıktan sıyrılıp, kendi çabalarıyla yaptıklarını, kendisi gibi glutensiz diyeti uygulamak zorunda olanlarla paylaştı. Zaman geldi bir annenin, çölyaklı çocuğuna yıllar sonra ilk kez bir dilim kek ya da pasta yedirebilme sevincine tanık oldu. Bir yandan da, sürekli, yeni glutensiz reçeteler geliştirdi. Bu reçetelerde de doğal olarak mısırın ve pirincin unları baş rol oynadı. Biz de, başlangıçta onun da yiyebileceği birşeyler yapabilme çabasıyla eskisinden daha cok kullanır ve bulundurur olmuştuk mısırununu. Daha sonra da, yalnızca onun icin yapmakla kalmayıp sanki yeniden keşfetmiştik mısırlı lezzetleri. Maya’nın her doğumgününde büfenin baş köşesinde yer aldı mısırunlu, otlu böreklerimiz.
Resimde gördüğünüz mısırunlu böreği, bu kış tazecik ısırgan otlarıyla defalarca yaptım. Aynı tarif, ıspanaklı, ıspanak ve lorlu, pırasalı, yazın patlıcanlı da yapılabiliyor.
Yarım kilo ot ya da sebze (ısırganotu / ıspanak(+lor) / pırasa / patlıcan olabilir)
Yarım kilo mısırunu
3 yumurta
1 bardak yoğurt
1 bardak zeytinyağ
1 tatlı kaşığı şeker
1/2 tatlı kaşığı tuz
2 paket kabartma tozu
1 bardak kadar su
Pırasalı veya patlıcanlı ise içi önceden kavrulup ılınacak. Ispanaklı veya otlu ise çiğden koyulacak. İç malzemesi dışındakilerin hepsi iyice karıştırılır. Çok koyu bir bulamaç olacak kadar su eklenmelidir. Sonra doğranmış iç malzemesi de eklenip biraz karıştırdıktan sonra fırın kabına dökülüp önceden 180 derecede ısınmış fırında pişirilir. Fırına koymadan üstüne susam ya da çörekotu koyulabilir.

** Sarı tariflerde daha mısır kroketler, safranlı lezzetler var
O zamana kadar siz en iyisi, bir de Limoncello‘ya bir bakın. Bu sıcaklarda bundan güzel bir sarı olamaz!





Son Yorumlar