kuru fasulye olarak etiketli yazılar
Hangisi ÇOK hangisi az?!?!
9 Eyl

Küçükken, çoook küçükken az ve çok kavramlarıyla ilgili aklımın bir türlü almadığı birşey vardı. Büyüklerin konuşmalarını, alışverişlerden sonraki yorumları dinledikçe aklım iyiden iyiye karışır, büyük olmanın ne zor iş olduğuna gitgide ikna olurdum. Şu büyükler bunca çok çeşitli sebze içinde, hangi sebzeden ne kadar, hangi meyveden ne kadar alınacağını nasıl oluyordu da akıllarında tutabiliyorlardı. Mesela;
Karpuz alındığında, güzel çıksın, olgun olsun diye, 4-5 kiloluktan aşağı almazdı babam.
Ama sıra muz almaya gelince, 1 kilo, hadi biraz fazlası alınırdı. Çünkü muz bekledikçe kararırmış. Bittikçe alınırmış. Ama elma alıyorsan, 1 kiloya kaç tanecik gelecek ki?, derlerdi.
Sarmalık yaprak alınacaksa yarım kilo yetiyordu da, başka bir sebzeyi 1 kilodan az almazlardı. “Domates, soğan her yemeğe gidiyor, en azından 2-3 kilo al” diye ısmarlardı, annem. Ama ıspanaklar güzel diye babam 1,5 kilo alıp gelince, “1,5 kilo ıspanağı nasıl yıkayacağım, 1 kilo yeterdi”, denirdi. Bamyayı 1 kilo aldık mı, yan komşumuz “çok değil mi? biz yarım kilodan yapıyoruz” diye yorum yapardı.
Gel de çık işin içinden!?! O çocuk aklımla “ben şimdiden bir liste yapmaya başlayayım, büyüyüp kendim pişirmeye başlayıncaya kadar ancak listem tamamlanır, ben de ne ne kadar alınır diye ezberlerim” diye düşümdüğüm çok olmuştur.
Hatta evlendikten sonra (o zaman İzmir’de oturuyorduk) ilk pazara gidişimizde tesadüfen annemle aynı soğancıda kariılaşmıştık. O “aman da kızım büyümüş de pazara gelmiş” diye gururlanırken, ben fırsat bu fırsat “anne kaç kilo soğan alayım?” diye sıkıştırmıştım onu
Sanki soğancı pazar dersinden sınıfta bırakacak
))son
Aradan yıllar geçti. Artık öğrendim. Kendimce işi kolaya indirgedim elbet. Sebzeleri 1 kilodan az, meyveleri de -kavun, karpuz, sıkmalık portakal hariç- 2 kilodan çok almıyorum. Böylece ne az geliyor, ne de bayatlayıp atılıyor.
Bu eski sıkıntımı bana hatırlatan Maya’nın bir sorusu olmuştu. O gün gelinceye kadar “ne zaman Türkiye’ye gideceğiz?” diye en azından günde 20 kere soruşlarından birinde “Kızım, 2 hafta sonra gideceğiz” dediğimde, “Anne, bu çok mu az mı?” deyince, onun için çok da birşey ifade etmediğini anladım. Sonra, 1 haftayı okula gittiği 5 gün + 2 gün tatille izah edip, böyle bir tane daha geçince…” dediğimde aklında şekillendi olay.
Bilmeyince, “bunun şimdi ne kadarı az ne kadarı çok” hiç birşey ifade etmiyor. “Az zaman mı kaldı çok zaman mı?” kestiremiyor çocuklar. Yalnız çocuklar mı? Biz büyükler de bazen duraksamıyor muyuz? diyelim ki hiç bilmediğiniz yepyeni bir malzemeyi almaya kalktınız; ne kadar alınır ki? ne kadar ve nasıl kullanılır ki? biraz düşünmek gerekmez mi? Eh, varsa şansınız bir bilene sorarsınız, yoksa kafanıza göre bir karara varırsınız.
Geçenlerde Drama’ya giden Yorgo’nun kız kardeşi de öyle yapmış. Eşinin memleketi olduğundan bunca yıl gider gelirler. Ama kısmet bu seneyeymiş ki oradaki bir kasapta pastırma görmüşler. Pastırma Yunanistan’ın her yerinde bulunan bir şey değil. Hala ki Girit’te iyice gurme malzemesi sayılır, kasaplarda bulunmaz, şanslıysanız vakumlu paketlerde bazzı marketlerde yalnızca. Neyse, Drama’da pastırmayı görünce; “bizim çocuklar bunu pişirmeyi bilir” diyerek cesaretlenip, o bir anlık “pastırma ne kadar alınır ki” kararsızlığından sonra sağolsunlar, 1 kilo pastırmayı alıp getirmişler. Geçen gün koca bir somun ekmek kadar pastırmayı Yorgo’nun eline tutuştururken bir de tembihlemiş kardeşi “siz pişirin de bizi de çağırırsınız” diye
Kardeşim, pastırma da 1 kilo alınır mı? Tamam, yemesine yenir, dayanmasına dayanır ama… pastırma dediğin gıdım gıdım azıcık alınır, pinti ellerden çıkmış gibi incecik dilimlenir. Kiloyla alınır mı? Üstelik onu ince ince dilimleyebilmek de bir dert…
Anlayacağınız, biz de bir süredir pastırmalı günler devam etmekte…
* Pastırmalı-peynirli hazır yufka böreği yaptım. İçi biraz kuru oldu, fena değildi.
* Pastırmalı yumurta yapıldı. bir klasik, Maya için fazla iddialı olacağını sandım ama beğendi
* Pastırmalı-gravyerli tost yaptım. Börekten daha yumuşak ve lezzetli oldu.
* Son olarak da pastırmalı kuru fasulye denedim.
- Yarım kilo kadar kuru fasulye (önceki geceden ıslatılmış)
- 2 kuru soğan
- 3-4 biber
- 4-5 olgun domates
- Birkaç sap kereviz yaprağı
- 1 yemek kaşığı domates salçası (varsa biber salçası)
- Arzuya göre ince dilimlenmiş pastırma, çemeniyle birlikte
- Zeytinyağı, kara biber, tuz
Önceki geceden kuru fasulyeleri suda beklettim. Bu kez fasulyaları fırında yapmadım, düdüklü tencere kullandım. Düdüklü tencerede ince ince doğranmış soğanlarla biberleri zeytinyağında kavurdum. Daha sonra 1 kaşık salçayı ekleyip biraz kavurduktan sonra, geceden iyice kabarmış olan fasulyeleri süzüp tencereye alıp gözelce karıştırdım. Rendelediğim olgun domatesleri, ince dilimlenmiş pastırmaları, ince doğranmış kereviz yapraklarını, tuzunu, karabiberini ve yetecek miktarda suyunu koyup pişirdim. Benim düdüklüyle 20 dakika yeterli oluyor.
Yanında geçen yaz annemler buradayken yaptığımız minik soğancıklar (dağ sümbülü) çok yakıştı.
Bir rica: Evdeki pastırmayı bitirme kampanyamıza, göndereceğiniz değişik tariflerle/fikirlerle katkılarınızı bekliyorum.
Bir hatırlatma: Bugün 9.9.09 Böyle tarihleri hep sevmişimdir
Fırında Kuru Fasulye (Gigandes)
2 Haz
Not: Resimdeki kaşık normal boyda bir tatlı kaşığıdır. Fasulyelerin boyutu hakkında fikir vermek için
Mayacık yatağa, fasulyeler fırına, bulaşıklar makinaya, çamaşırlar makinaya, evin hanımı da bilgisayar başına
Bugünkü rahatlığımızı ne eğitimli ne daha bilinçli ve ileriyi görebilir olmamıza bağlıyorum. Şu makinalar olmasaydı ve biz eski koşullarda yaşamak zorunda kalsaydık, seçme şansımız olmadan, bugün “hobi” dediğimiz şeylere istesek de vakit ayıramayacaktık. Bizim şansımız teknolojinin artık en düşük gelirli evlere kadar girmiş olduğu bir çağda yaşamamız. Peki bu anlayışla bizden sonraki nesiller daha mı şanslı olacaklar… O da tartışılır… Özellikle ne ile beslendiklerini bilemez bir hale gelirlerse, bunu büyük bir “şans” olarak görmüyorum. N’apalım, herkes zorlukları ve güzellikleriyle kendi çağını yaşıyor, onu biliyor, tek bildiği o olduğu için de onunla mutlu oluyor…
Gelelim bugünkü yemeğimize… Benim ilk izlenimlerimden biriydi, Yunanistan’da fırının Türkiye’dekinden daha çok kullanılıyor olması. Tabi ki bu, pasta, börek ve kurabiye tarzı yiyecekleri daha çok yapıyorlar anlamına gelmiyor. Aradaki en büyük fark; pasta, börek dışında fırının yalnızca tavuk, et, balık tarzı yiyecekler için değil de, belki de fırınlamayı hiç düşünmediğimiz yemeklerde bile sıkça kullanılması. Kuru fasulyenin, bamyanın, dolmanın hatta sarmanın fırında pişirilmesi en alışılmış ve en sevilen yöntem. Belki böylesi kolaylarına geliyor, özellikle yaz gününde tencerenin başında soğan kavurmak gibi bir derdi olmuyor, belki de damak zevki o yönde geliştiğinden herşeyin “fırınlanmışı”, o kendine has is kokusunu almışı daha çok tercih ediliyor. Sebep ne olursa olsun, fırın tepsisine çiğ olarak koyulmuş sebzelerin lokum gibi olmuş ve incecik kabukları kızarmış halde mis kokularla fırından yeni çıkmış görüntüsünün tenceredekinden daha davetkar olduğu kesin.
Kuru fasulyenin fırınlanmışını da ilk kez Girit’te yemiştim. Yorgo’ların evinde tabi
Bu tarifte en büyük boydaki fasulyeler kullanılıyor hep. Burada, “dev boy” anlamında Gigandes deniyor bu fasulyelere. En güzel, en lezzetlileri kuzey Yunanistan’da Prespes göllerinin kıyısında yetiştiriliyor. Biz de yolumuz oraya düştüğünde Prespes fasulyelerinden almış, eve gelip pişirdikten sonra da neden daha çok almadığımıza bin pişman olmuştuk. Bu fasulyeler büyük boy olduklarından da fırınlanmaya müsaitler. Fırında pişince içleri yumuşacık, kabukları da çıtır çıtır oluyor. Daha küçük boyda fasulyeyi fırında pişirmeyi denemedim, o yüzden aynı oranda başarılı olur mu bir şey diyemiyeceğim. Ama bu boyda fasulyeleri İzmir’de de (Değirmen’de) bulmuştuk kışın geldiğimizde. Aynı lezzetteydiler fırında pişince…
Fırında Kuru Fasulye için;
- 500 gr. bulabildiğiniz en iri boy kuru fasulye (akşamdan suya koymuş olmalısınız)
- 2 orta boy kuru soğan
- 2-3 yeşil ya da kırmızı biber
- 4-5 diş sarmısak
- 4-5 olgun domates
- 1 yemek kaşığı biber salçası
- Birkaç sap kereviz yaprağı*
- Zeytinyağı, tuz, karabiber
* Yunanistan’da yalnız uzun sapları ve bol yeşilliği olan sap kereviz bulunuyor. Öylesi varsa birkaç sapın en filiz kısımlarıyla yeşil yapraklarını kullanın, yoksa bildiğimiz kerevizlerin en yeşil yapraklarından kullanın.
Önceki geceden suda beklettğiniz kuru fasulyeleri dağılmayacak kadar haşlıyoruz (Ben düdüklü tencere kullanıyorum, 20 dakika yeterli oluyor). Başka bir tencerede ince ince doğranmış soğanlarla biberleri ve diş diş sarmısakları zeytinyağında kavuruyoruz. Daha sonra 1 kaşık biber salçasını ekleyip biraz kavurduktan sonra rendelediğimiz olgun domatesleri ekliyoruz. Çok değil, hani eskiler bir taşım kaynat derler ya, o kadar kaynatıyoruz. Tuzunu, karabiberini ekleyip, en son ince doğranmış kereviz yapraklarını ekleyip, ateşten alıyoruz. Bu arada fasulyelerimizin haşlama suyundan az bir miktar saklıyoruz, yemeğimizin sosuna eklemek üzere.
Fasulyeler haşlandıktan sonra, süzüp pişirmek için kullanacağımız fırın kabına yayıyoruz. Ben dikdörtgen cam fırın kabı kullandım. İsterseniz topraktan çömlekler de kullanılabilir. Fasulyelerin üstüne hazırladığımız sosu döküyoruz. Ayırdığımız haşlama suyundan biraz ekleyip, önceden 180-200 derecede ısıttığımız fırında pişiriyoruz.
Fırınlanmadan önceki halleri:

Fırından çıkınca da afiyetle yiyoruz
Biraz da müzik:
Bugün yemeği yaparken, fotoğrafları çekerken sonra da yazımı yazarken bana eşlik eden bu güzel Cd’den söz etmeden olmayacak. Türk-Yunan-İsrailli ve İngiliz bestecilerin özgün şarkılarını Maria Faranduri’nin kadife sesinden dinlemek gerçekten insana huzur veriyor. Daha önce Zülfü Livaneli ile pekçok konser vermiş olan Maria Faranduri, Türkiye’de de en çok tanınan Yunanlı sanatçılardan biri. Maria Faranduri’nin seslendirdiği eserler, Makis Ablianitis (Bahar albümü Türkiye’de de satışa sunulmuştu), Fuat Saka, Ahuva Ozeri (çok farklı ve etkileyici sesiyle, İsrailden en beğendiğim kadın sanatçıdir), Ross Daly (İrlandalı olup uzun yıllar Giritte yaşamış olan evrensel bir müzik araştırmacısı) gibi çok değerli sanatçılara ait besteler. Aslında Atina’da kayıt yapılmış olmasına rağmen, biz kışın İzmir’de D&R müzik markette görünce, Yunanistan’a dönmeyi beklemeden almıştık. Tavsiye ederim…
Bu linkte Cd’den bir şarkı dinleme şansınız da var









Son Yorumlar