keçi peyniri olarak etiketli yazılar
Peynir yaptık!
13 Tem
Ben de daha önceleri, son kullanma tarihi geçmiş inek sütünü kaynatıp tülbentten süzerek lor kıvamında peynir yapmıştım birkaç kez. Yıllar önce de, Atina’da bir peynirciden ötekine bir dedektif gibi iz sürerek peynir mayalarının nerede satıldığını bulmuş, alıp denemiştik. Fakat satılan bu mayalar çok büyük miktarlarda süt içindi ve evdeki sınırlı kapasitemize göre o mayadan ne kadar az kullanmak gerektiğini pek de tutturamamıştık açıkçası. Ama o gün peynir mayasını aldığımız, anlaşılan kendi peynirinin ustası adamın sözleri hala aklımda:
– Bu öyle birşey ki, diyerek lafa başlamıştı, bir kere kendi yaptığınız has peynirin tadını aldınız mı, bir daha marketten pakette peynir yiyemez olursunuz, ona göre… (Bir uyarı mıydı bu anlamamıştım?!)
Girit çok dağlık olduğundan büyükbaş hayvan yetiştirmeye elverişli değil. Dolayısıyla, yerli halka yetecek miktarda bile üretim olmadığından, pastörize günlük inek sütümüz her sabah gemiyle Atina’dan “ithal” geliyor
Bir kaç sene öncesine kadar, kışın fırtına olup da gemilere sefer yasağı çıktığında, günlük sütün gelemediği günler az olmadı. (İşte o zaman adada yaşadığını anlıyor insan..) Ama birkaç yıl önce, yerli bir süt üreticisi 1 litrelik kutularda günlük keçi sütünü piyasaya sürünce böyle bir derdimiz kalmadı. Hem her daim bulunan yerli bir ürün hem de bir keçimiz olmadığı sürece asla elde edemeyeceğimiz keçi sütünü güvenle içiyoruz/içiriyoruz artık. Geçen gün düşündüm, keçi sütü alıp peynir yapmaya kalksam. Pazarda satılan peynirlerden söz etmiştim. Koyun-keçi sütünden yapılan, Tirozuli denilen bu peynirler için peynir mayası bile gerekmiyor, diyorlardı. Sonuçta, Yorgo bir arkadaşımızın pastane sahibi abisinin dondurma yapmak için 2 günde 1 toptan keçi sütü aldığını duyar duymaz bize de ısmarlamış. Aynı sabah sağılmış tazecik koyun + keçi sütümüz geldiğinde, tülbentlerimiz, büyük tencere ve kepçemiz, sirkemiz, herşey hazır bekliyorduk…
Bu kadar kolay olacağı aklımızın ucundan bile geçmezdi. Aşama aşama sizlerle de paylaşmak istiyorum. Eğer imakanınız varsa, mutlaka deneyin!
Önce gerekli malzemeler:
- 10 litre keçi/koyun sütü
- Yarım bardak üzüm sirkesi
- İki avuç kadar deniz tuzu
- 10 litre sütün kaynayabileceği büyüklükte bir tencere,
- Bu tencerede rahatlıkla karıştırabileceğiniz kadar uzun saplı bir kepçe
- Delikli kepçe
- Büyükçe bir parça tülbent
- Münkünse bir peynir sepeti/kalıbı (biz plastik kalıp kullandık, geleneksel hasır sepetler de var)
Hepsi bu!
* 10 litre sütü tenceremize alıp kısık ateşte yavaş yavaş ısıtıyoruz ki birden dibi tutmasın. Sütü kaynayıncaya kadar ısıtacağız. (Peynir mayası ile peynir yapmaktan en büyük farkı bu, çünkü maya ne de olsa canlı bir organizma olduğu için kaynamaya gelmiyor ve sütü yalnızca belli bir dereceye kadar ısıtmak konusunda daha dikkatli olmak gerekiyor)
* Sütün kaynamasını beklerken tuzu, sirkeyi ve peynir kalıplarının içine tülbentleri hazırlıyoruz.
Tülbentleri yerleştirdikten sonra kalıbın içini de hafifçe tuzluyoruz.
* Süt kaynadığında yarım bardak sirkeyi yavaş yavaş karıştırarak döküyoruz. Ocağı ve tencerenin kapağını kapatıyoruz. Çok değil, 5 dakika kadar tencereye dokunmuyoruz.
* Evet, 5 dakika sonra kapağını açtığımızda, delikli kepçeyle sütün nasıl kesildiğini görebiliyoruz.
* Kalıbımızı suyu süzülebilecek bir yere -mesela lavabonun içine – koyup, delikli kepçeyle aldığımız süt kesiklerini (başka nasıl denir ki bunlara?) biraz süzdükten sonra kalıbımıza döküyoruz ve hafifçe tuzluyoruz. Püf noktası, kalıba dökülenleri iyice bastırıp arada hava kalmamasını sağlamakmış.
* Aynı işlemi kalıbımız doluncaya kadar tekrar ediyoruz. Süt kesiklerini döküp, biraz sıkıştırıp sonra da hafifçe tuzluyoruz. Kalıbımız dolunca tülbentle üstünü örtüp serin bir yerde, kalıbın altından suyu süzülebilecek şekilde bekletiyoruz.
* Ertesi gün kalıbı ters çevirip peynirimizi çıkardığımızda böyle oluyor!
* Bu da pazar günü yapılan peynirin bugünkü hali! O günden beri üstü tülbentle örtülü olarak balkonda üstüne güneş vurmayan bir köşede bekliyordu. Bekledikçe dışı kuruyor, kabuğu sertleşiyor, evdekiler de onu yemek için sabırsızlanıyor
Bugün tadına baktık artık. hiç fena değildi doğrusu. Beklediğimden lezzetli, belki biraz fazla tuzluydu. Kıvamı deri tulum değil de, daha çok teneke tulum gibiydi. Ama deliksizi ve daha kar beyazı.
Biz bu işi çok sevdik! Yeni sütümüzü ısmarladık bile! Kesinlikle tavsiye ederim…
Kabaklı Peynirli Tart
17 May
Dün ilk defa yaptığım bir tarifi, sizinle hemen dün gece paylaşmadığıma biraz da pişman oldum, çünkü bugün bizim pazarımız vardı ve ben daha da yorgunum… Sağolsun Mayacığın bunda katkı payı büyük. O kadar hareketlendi ki ya arabasından inivermiş yanımda buluyorum onu ya da ben soğan seçerken yandaki biberleri, domatesleri talan ederken… Aklınıza ne gelirse yaptı; muz yedi, karpuz tattı, zeytin çaldı, çilek istedi, kiraaaaaz diye bağırdı, şişme oyuncak Bugs Bunny istedi, aldık, eve gelinceye kadar 2 kez söndürdü. Daha boşalacak çoooooook enerji olduğu için dönüş yolunda bir de parkta oynadı. Eh, eve gelip yıkanıp, yemeğini yedikten sonra taş gibi yattı kaldı
Babası da daha işten gelmediğine göre, birden meydan bana kaldı ama bende de hal kalmadı… Neyse ki tarif için fotoğraflar çekilmiş, herşey hazırlanmıştı. Geriye yazmak kalmıştı.
Bu geleneksel bir tarif değil. Bu kez komşu gazetelerden birinin haftasonu yemek ekinden bir tarif.
KABAKLI PEYNİRLİ TART
Hamur için:
250 gr. un
150 gr. tereyağ
1 tatlı kaşığı tuz
1 yumurta sarısı
50 ml süt
İçi için:
7-8 küçük koyu yeşil kabaklardan
(İzmir’de Girit kabağı diye satılır. Gerçi buradaki bütün kabaklar Girit kabağı, değil mi?
3-4 taze soğan
3 kaşık zeytinyağı
3 yumurta (ben bunlardan birinin sarısını hamuruna kullandım, içine 2 tam + 1 beyazı kaldı)
250 gr. krema (krema yerine 250 gr. kefir kullandım, hem daha sağlıklı hem daha hafif)
250 gr. gravyer peyniri (Yunan gravyerine en yakın kıvamda ve lezzette eski kaşar ya da yağlı tulum peyniri olabilir)
1 demet dereotu (ben biraz nane kullandım)
Tuz, karabiber, istenirse küçük hindistan cevizi rendesi.
Öncelikle hamuru yapıyoruz çünkü 1-2 saat buzdolabında bekletilmesi tavsiye ediliyor. İyice yumuşamış tereyağına tuzu, yumurta sarısını ve sütü ekleyip güzelce karıştırıyoruz. Elediğimiz unu yavaş yavaş dökerek hamur kıvamına gelinceye kadar yoğuruyoruz. Top gibi yapıp buzdolabında bekletiyoruz. Bu arada kabaklarımızı yarım daire şeklinde, taze soğanlarla dereotunu da ince ince doğruyoruz, peyniri rendeliyoruz.
Fırını 180 derecede ısıtıyoruz. Tart hamuru, buzdolabında yeterince bekledikten sonra çıkarıp merdaneyle biraz açtıktan sonra yağlanmış bir tart kalıbına döşüyoruz. (Çok kere tart yaptığımı söyleyemem. Acemisi sayılırım bu işin. Tariften mi yoksa benden mi kaynaklandı bilmiyorum, ama merdaneyle açarken hamurda çatlaklar oldu. Önce moralim bozuldu. Ama sonra baktım tart kalıbının içinde elimle düzeltebiliyorum. Piştikten sonra da hiç farkedilmiyordu bile…) Tartın üstüne çatalla delikler açıyoruz ki kabarmasın. Fırında 15 dakika kadar pişiriyoruz.
Tartımız fırındayken, kabakları zeytinyağında biraz yumuşayıncaya kadar kavuruyoruz. Büyük bir kasede yumurtaları çırpıp, içine krema (ya da kefiri), rendelenmiş peyniri, ince doğranmış taze soğanları, dereotunu ve kavurduğumuz kabakları ekliyoruz. Tuzu, karabiberi ve isterseniz birazcık da küçük hindistan cevizi rendesi eklendiğinde içimiz hazırlanmış oluyor.
15 dakika sonra tartımızı (bu aşamada fotoğrafını çekmeyi unutmuşum!) fırından çıkarıp, içine hazırladığımız harcı yayıyoruz. Acaba birşey unuttum mu diye biraz düşünüp – üstüne susam çok yakışır bence ama Girit’e döneli beri evde yok ve hep unutuyorum almayı… susam.gr sahipleri için çok ayıp di mi? :> – tartımızı fırına atıyoruz… Yaklaşık 40 dakika sonra pişmiş oluyor tartımız.







Son Yorumlar