HT Hayat olarak etiketli yazılar

U M U D U N ~ K A N A T L A R I ~

5

Bazen bazı şeyleri başarmak o kadar uzak görünür ki… Ne yapsak erişemeyeceğimizi sanırız. Omuzlarımız düşmüş, suratımız asılmış, gözlerimizdeki pırıltılı sönmüş halde; bir umut ışığı görmekten ümidimizi kestiğimiz anda… bulutların arkasından umudun ilk ışıklarını görmek nasıl da ılık ılık ısıtır içini insanın. Usul usul sokulur giriverir yüreğinin tam ortasına ❤

Yüzünü göğe kaldırıp baktığında gözlerini kamaştırırcasına öyle bir parlar ki… Anlarsın o an…

Her şey mümkün bu hayatta.

En yapamayacağım dediğin şeyler bile zaman döngüsünün en ummadığın anında karşında beliriverir. Ve sen asla yapamayacağım dediğin şeyi başarmanın gururunu bir gün aynada kendine bakarken gözlerinde bulursun. Kendinle hiç olmadığın kadar gurur duyar. Daha önce hissetmediğin kadar kendinden emin…

Her şey “sen“de başlıyor ve “sen“de bitiyor. Bil ki umudun ışığı hiç sönmüyor. Yalnızca tereddüt bulutlarının arkasında kalıyor.  Hem bulut dediğin nedir ki? Üflesen uçup gitmeyecek mi? Bulutların gölgesi çekilince de umudun kanatları açılacak.

“Umut binbir ayaklı, umut güneşte saklı. Umut edenler haklı, umut insanın hakkı.”  Nâzım Hikmet

 

Bu yazım, 6.Mart.2017 Pazartesi günü HTHayat‘ta yayımlandı.

Sevmek Dokunmaktır

1

Size bir sürprizim var!
HT Hayat konuk yazar olarak bir yazımı yayınladı bugün.

Üstelik benim için son derece hassas bir konuda… bilen bilir, bilmeyen de öğrenecek. Bir yandan her ekim ayında “Meme Kanseri Farkındalığı” için bir şeyler yazmak istiyorum öte yandan aynı konuyu temcit pilavı gibi tekrar tekrar sofraya getirmek istemiyorum. Bu sene HT Hayat’a nasip oldu.

“Sevmek dokunmaktır” demiş Desmond Morris aynı adlı kitabında. Benim yazıma da bundan güzel başlık olamazdı.

 

SEVMEK DOKUNMAKTIR

Sizinle çok özel bir şeyimi paylaşacağım bugün.

Çok “özel” şeyler, yazıyı yazan için en büyük koz. Çünkü “özeliniz”i açtığınızda dikkat çekiyorsunuz. Hatta yazınızın köşesine birazcık da göğüs dekoltesi iliştirdiğinizde sizden popüleri yok artık. Bazı köşe yazarları bunu çok iyi kullanıp dikkatleri üzerlerine çekmeyi pek güzel başarıyorlar.

Benim de yapmaya çalıştığım biraz olsun dikkatinizi çekmek! Tek bir farkla; kendime değil, kendinize! Belki de uzunca bir süredir ihmal ettiğiniz göğüslerinize.

Ayna karşısında en son ne zaman vücudunuza baktınız?

Memelerinize en son ne zaman dokundunuz?

“Duşta, yıkanırken” demeyin. Hissederek, fark ederek dokunmaktan söz ediyorum.

Onların hayatınızdaki rolü yalnızca anne olunca ve emzirdiğiniz sürece değil ki…

Düşünün, dikkatinizi en son ne zaman kendinize, kendi vücudunuza çevirdiniz? Hangi yaşta olursanız olun ve hayatınız ne kadar yoğun olursa olsun, kendinize dönüp bakmayı ihmal etmeyin. Vücudunuzu tanıyın, onu dinleyin. Vücudunuzun belki de bir süredir size söylemeye çalıştığı uyarıları kulak arkası etmeyin. Vücudunuzu sevin. “Sevmek dokunmaktır” diyor Desmond Morris. Memelerinizin de farkında olun. Onları tanıyın, düzenli olarak yoklayın ki herhangi bir değişikliği çok geç olmadan, vaktinde fark edesiniz.

Meme kanseri, yalnızca başkalarının başına gelmiş üzücü bir hikaye değil, ne yazık ki genç, yaşlı, evli, bekâr, çocuklu, hamile, çocuksuz ayrımı yapmadan herkese isabet edebilecek bir piyango gibi.

Neyse ki erken teşhis mucizeler yaratıyor, bu sayede binlerce hayat kurtuluyor. Memedeki kitlelerin -ister iyi huylu olsun, isterse kötü- %80i ya tesadüfen ya da kendi kendine muayeneyle keşfediliyormuş. Bu demektir ki adet döngüsünün 5. ile 7. günleri arasında ayda bir kerecik kendi kendinize yapacağınız muayene, belki de hayatınızı kurtarabilir.

Kaybetmekten korktuğunuz için; “Aman kontrol etmeyeyim daha iyi… Ya elime bir şey gelirse” demek duyduğum en anlamsız ve aptalca bahane. Kafayı kuma gömmek, ihmal ve korkmak bize hiçbir şey kazandırmaz, zamanın geçmesinden ve belki de çok geç kalınmaktan öte hiçbir şey.

Ben gözümü açıp da göğüslerimdeki “ufacık” değişikliğin farkında olmasaydım, bugün hayatta olmayacaktım.  Ne çocuklarımı kucaklayabilecek ne de size bu satırları yazıp bir kaç kişinin de olsa gözünü açamayacaktım.

 

 

Varsın göğüslerim birazcık asimetrik olsun, ikisi de yerinde ya… Hala daracık bluzlar, bikiniler giyebiliyorum ya… Şanslıyım. Giymesem de ne olacaktı ki?… Her şeyden de önemlisi hala hayattayım ya…

Çocuklarımın annesiyim, anne-babamın evladıyım, sevgiliyim, kadınım ve şu an varım. Siz de öylesiniz. Eminim ki birileri için çok önemli ve değerlisiniz.

Siz kendinizin farkında oldukça, kendinizi tanıyacak, daha çok sevecek ve kıymetini bileceksiniz.

İnanın, size bir gün “Her şey bitti. Bu kadarmış” dendikten ve ölümü ensenizde hissettikten sonra bir gün hayatınız tekrar avuçlarınıza konduğunda, hayatın kıymetini çok iyi anlıyorsunuz.

Böyle bir tecrübe gerektirmeden kıymetini bilmeli insan… Kendinin de hayatının da.

Hayatta olmak her şeye rağmen çok güzel…

 

30 Ekim 2014 – HTHayat

Go to Top