Hindistan olarak etiketli yazılar
Hindistan – Delhi 1
26 Nis
HİNDİSTAN! Adını telaffuz etmek bile tuhaf duygular hissettirmez mi insana?… kimi heyecanlanıverir (benim gibi), kanı kaynar; gidip görmek için can atar, yargılamadan. Kimisi heyecanlanır ama bir duraksar; “acaba, buna katlanabilir mi yüreğim?” diye bir tereddüt eder. Böylesi gitse de yalnız pislik görür; fakirlik ve sefillik o kadar derinden etkiler ki bir daha asla geri dönmez. Kimisi zaten gitmiş, tadına bakmıştır, gideceğinizi duyunca buğulanır bakışları, anıları gelir aklına, “isabetli karar” diye gülümser. Bu “yıllar önce gitmiştim, yine de giderim” diyenlerdendir. Hindistan böylesini geri çağırır, bir daha, bir daha… Kimisi da en baştan reddeder. İçinden “Yok kalsın, deli miyim ben oraya gidecem” derken yüzünüze “eh, ilk gideceğim yer olmazdı” der kibarca. Kimin ne düşündüğü umurumda bile değildi. Bunca yıldır belki birgün giderim diye kaç tane Hindistan Gezi rehberi bile almıştım. Tam 40 yıl boyunca gitmeyi hayal ettiğim yerdi. 41. yaşımı doldurduktan sonra gerçek oluyordu hayalim ve beni kimse durduramazdı. Annemin ilk duyduğunda “Aman kızım, gitme mikrop kapacaksın oralarda” demişti. Annemin ” gidecek başka yer bulamadın Papatya” nidaları arasında, doktorumdan da izin çıkınca kim tutabilirdi ki beni. Oradaki sefilliğin ve pisliğin hakikaten tasavvur edemeyeceğim boyutta olduğunu tahmin ettiğimden, kendimi riske atamazdım. Daha biletlerimizi almadan doktorumla konuştum, onun “Oraya gidecek herhangi bir insandan daha farklı bir riske sahip değilsin. Herkes gibi içtiğin suya dikkat edeceksin; salata, kesilmiş meyve yemek yok, içeceklere buz yok” tembihlerini yalnız kulağıma değil adeta beynime kazıdım
Biletler alında, aşılar olundu, el dezenfekte jelleri/mendilleri stoklandı. Heyecan dorukta, gideceğimiz güne geri sayım başlamıştı. Nereye gideceğimizi soranlara, ağzım kulaklarımda “Hindistan’a
” diyordum artık.
Hindistan her gün öyle çok şaşırtıyordu ki bizi… gördüklerimin hepsini, Hindistan’ı bir tek kelimeyle özetle deselerdi bana; İNANILMAZ derdim. İ-na-nıl-maz! Gördüğüm, kokladığım, tadına baktığım, duyduğum herşey inanılmazdı. Herşeyi en aşırı uçlarda, aşırı yoğunlukta yaşıyorlar orada. Pisliğin de düzensizliğin de, yokluğun, fakirliğin yanı başında inanılmaz zenginliğin de, insanın içine işleyen kokuların, renklerin, baharatların, lezzetlerin ve ağız yakan acıların. Böyle bir yerin olabileceğini hayal edemez insan. Gerçekten gözle görmeden ne kitaplarda okumakla ne de fotoğraflara bakmakla edinilebilen bir deneyim. “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” bir türlü karar veremez, ne çok gezene ne de çok okuyana haksızlık edemezdim. Ama bu geziden sonra anladım ki bazı şeyler var ki, hiçbir kitapta bulunmaz, hiçbir yerde okunamaz, okunsa da ne kokusu gelir burnuna ne de lezzeti ağzına
Özellikle yemekleri yemek kitaplarından görüp de tahmin etmek olanaksız,, hele ki ömründe tatmadığın birşeyi tarifi okuyarak yapmaya çalışmak (yaptığını sanmak!) da imkansız-mış!
Hindistan hakkında tespit edebildiğim birkaç şey;
* Herşey ama herşey sokaklarda oluyor, Hindistan da hayat sokaklarda yaşanıyor. Orada yiyorlar, uyuyorlar, pişiriyorlar, satıyorlar, dikiş dkiyorlar, traş olup saç kesiyorlar, tuvalet ihtiyaçlarını gideriyorlar. Sokaklarda günün her saati, her an birşeyler yiyenler var. Sokakta akla gelmeyecek şeyler satılıyor; dilimlenmiş meyveler, şekerkamışı şerbeti, tanelenmiş taze nohut, çorba kadar sulu yemekler, yağda kızartılmış tostlar… Sokaklarda etli yiyecek neredeyse hiç yok. Vejeteryanlar için alternatifler sonsuz.
* İnsanlar hayatlarında herşeyin en asgarisiyle yetinmeye alışmışlar. Bunda, iyi insanlar için dünyaya “bir dahaki gelişlerinde”(!?) daha iyi bir hayat vadeden Hinduizmin etkisi büyük olmalı. Ama herkesin Hindu olmadığını düşünürsek, toplumun geneline baskın bir kültürün etkisi var. Üstelik çok kalabalık olduklarını da unutmamak gerekir. (Biz otobüste biri bize dokunacak olsa rahatsız oluruz!) Otobüslerde, rikşalarda, kamyonetlerde giden insanlara oturacak yer yok! Üst üste, diz dize gitmek kimseyi rahatsız etmiyor. Gideceği yere bir araç bulduğuna şükrediyor. Bu lüksü olmayanlar da, varsa bisikletiyle yoksa tabana kuvvet gidiyor. Bebek arabası gibi batı icadı şeyler kullanılmıyor. Çocuklar yürüyünceye kadar annelerinin kucağında taşınıyor, yürüyecek kadarsa elinden tutularak götürülüyor.
* Nüfusun çok büyük bir çoğunluğunun çok zayıf olmasına şaşmamak gerek. Mini minnnacık kaplarda yemek yiyen insanları gördükçe kendi yediğmiz porsiyonlardan utandım.
* Fakirlik sınır tanımıyor, tahminleri aşıp geçiyor. Ama hiç kimse fakirliğinden, yaşadığı sefil ortamdan utanıp sıkılmıyor, tersine içten bir gülümseyişle poz veriyor objektifime. Mesela, aşağıda bebeğiyle oynayan gencecik anne Delhi’nin göbeğinde sokakta yaşayan yığınla insandan yalnızca biri.
* Kadınlar sarilerini giymişler, inşaat işçiliğinden hammallığa her işte çalışıyorlar.
* Hintlilerin pisliğe katlanma katsayıları çok çok yüksek! Vücutlarındaki antikorların haddi hesabı olmamalı
* Hep “yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat” denir ama Hİndistan’a gidip da yediklerinden söz etmemek olmaz, olamaz.
Hint yemeklerinin acısına suyla, pideyle katlanılır sanıyordum. Yanılmışım, hem de çok!
Fotoğraflarda gördüğünüz yemeklerden birisi Ispanaklı ve (Hint peyniri) Paneer’li Masala, diğeri de domatesli paneer’li masala. Şu iki tabak yemeği yiyebilmek için nasıl çaba harcadık bilemezsiniz.
Bu nasıl bir acıdır yarabbim! Sosunun içindeki acı chili biberleri ayıklasak da ne çare… Her lokmada su içtik, pidelerimizi katık ettik yetmedi. Dudaklarımı Anjelina jolly’ninkiler gibi hissetmeye başladığımda güçlükle garsona “Lütfen bize 1 tabak sade basmati getirir misiniz? Çünkü yemek ÇOK ACI!” dediğimde, garsonun ilk tepkisi şaşkınca “Acı mı??” demek oldu. Tabi onlara göre son derece katlanılabilir bir acı bu…
*Bu kadar çok acı yedikten sonra neredeyse tad alma duygusunu yitirecek kadar uyuşmuş dilmize damağımıza en iyi gelecek şey nedir? Elbette buz gibi tatlı birşey!
İşte bu Hintlilerin safranlı dondurması KULFİ; toprak minik kaselerde porsiyonlar halinde yapılmış, çok yoğun süt kremasının safranın eşsiz kokusuyla ve Antep fıstığı parçalarıyla mükemmel beraberliği ağzınızda erirken size öyle bir huzur veriyor ki, yediğiniz mükemmel yemek ne kadar acı olursa olsun bütün ateşinizi bir anda söndürüyor.
* Dikkat ettik ki -belki de bu yüzden- Hintliler de tatlıya düşkünler. En küçük lokantalarda bile, bir tek çeşit de olsa menüde hep tatlı da var. Restoran ne kadar iyiyse, menülerinde yemek çeşitleri kadar tatlı çeşitleri de o kadar çok artıyor.
* Yemeklerini, kıyafetlerini, takılarını, tapıaklarını, tanrılarına sunumlarını, hayatlarındaki herşeyi rengarenk seviyorlar. RENKLER VE KOKULAR ÜLKESİ HİNDİSTAN!












Son Yorumlar