hayvanlar olarak etiketli yazılar
İnek bize süt verer
3 Eki
3 yaşındaki oğlum Dario, “Çiftlik Hayvanları” kitabına bakarken böyle mırıldanıyordu. Onu duyduğumda artık birşeyleri daha doğru anlatmanın zamanı geldiğini anlamıştım. Çocuklar herşeyi kendilerine nasıl sunulursa öyle kabulleniyorlar. Dünyayı onlardan daha iyi bildiğimiz için bize güveniyorlar ve onlara açtığımız pencereden bakıyorlar bu dünyaya.
“İnek bize süt verer, tavuk bize yumurta verer. Arılar da bal vereeeer…” diye devam ettiğinde yüreğimin olması gerektiği kadar ferah olmadığını hissettim. “Aslında onlar bize vermiyorlar, biz onlara sormadan alıyoruz” diye mırıldansam da; 3 yaş bunu derinlemesine anlaması için erkendi.

Artık 7,5 yaşında olan kızım Maya’ysa annesiyle babasının neyi yiyip neyi yemediğinin farkındaydı. İnsanın annesi vejetaryen babası vegan olunca belki de yaşından daha erken bu tarz farkındalığın içinde oluyor. Babasının artık giymek istemediği için deri ceketini vermesini bile kendi kendine vejetaryenlikle bağdaştırdı. Yine de böyle bir tercihi neden yaptığımız konusunda anlayabileceği dille biraz daha fazla bilgiye ihtiyacı vardı. Çocuklarla konuşurken “anlayabileceği dille” ayarını tutturmak çok kolay bir iş değil. Onları ne fazlasıyla ansiklopedik bilgi bombardımanına tutmak ne de ileride açığa çıkınca bizi zor duruma düşürecek yalan yanlış gerekçeler göstermek doğru olur.
Tabağındaki köfteyi iştahla yiyen bir çocuğa “tabağındaki hayvan leşini yemesen daha iyi olur” diyemezsiniz. Bizim damak zevkimiz uğruna hayvanların balık istifi gibi tıkıştırıldığı çiftliklerden, vicdanlara sığmayan mezbahalardan, emzirmesi nasip olmadan annesinden alınan buzağılardan, hormonlarla büyütülüp doğasının üstünde bir performansla durmadan yumurtlayan/yumurtlatılan tavuklardan, hele ki işe yaramayan erkek civcivlerden hiç söz edemezdim! İnsanın kendi inandığı doğruya çocuğunun da inanmasını sağlamak için; gözünü korkutmak, tehdit etmek ya da en kötüsü çocuk istese de hiçbir izah getirmeden tümden yasaklamak doğru olmadığı gibi çocuklara zorla uygulanan pekçok şeyde olduğu gibi geri tepecektir.
Babam bundan yiyemez
Kızım, birgün sofradaki peynirli birşeyi göstererek “babam bundan yiyemez” dediğinde o anda bir açıklamaya gerek duyduğumuzu anlamıştım. “Babanın bunu yememesi ona dokunacağından ya da sağlık sebebiyle yememesi gerektiğinden değil. Ben ve baban, biz yiyelim diye hayvanların ölmesine karşı olduğumuz için et yememeyi tercih ediyoruz. Babansa ineklerin sütünü aslında bize kendi istekleriyle vermediklerini; içmek için ya da peynir, yoğurt yapmak için insanların onlardan aldıklarını bildiğinden sütü ve sütten yapılan şeyleri de yemeyi tercih etmiyor ya da imkanı varken aynı şeyin soya sütünden yapılmışını tercih ediyor. Çünkü sütün yalnızca ineğin kendi yavrusu için olduğuna inanıyor. Bu yüzden peynirli şeyleri yemeyi kendi isteğiyle reddediyor. Yoksa yiyemez, yerse ona birşey olacağından değil.” Böyle bir izahtan sonra çocuk bir tabağındakine bir bana bakıp kendi yaptığının ne kadar doğru olduğunu düşünüp ikilemde kalabiliyor. O zaman da devreye girip diyorum:
“Biz de sizin gibi çocukken herşeyden yedik. Ama bize annemiz babamız böyle izah etmemişti. Büyüdüğümüzde araştırdık, okuduk, belgesellerde gördük. Bunun doğru olmadığına inandık. En azından hayatımızın bundan sonraki kısmında et yememeye karar verdik. Böylece biz ve bizim gibi yemeyenler oldukça daha çok hayvanın hayatta kalacağına inanıyoruz. Siz de istediğiniz sürece yiyeceksiniz. Kardeşin de sen de büyüdüğünüzde kendi kendinize karar vereceksiniz. Bizim gibi et yememeyi tercih ederseniz siz de bizim gibi beslenirsiniz. Biz zaten çok farklı şeyler yemiyoruz ki… bizim yediğimiz herşeyden siz de yiyebiliyorsunuz. Hem yaşadığımız yerde o kadar çok çeşitli sebze, meyve, bakliyat, kuru yemiş, çerez var ki bu konuda çok şanslıyız.”

Bütün çocuklar hayvanları sever. İlk karşılaşmada aralarında çok özel bir bağ kurulabilir. Böyle olunca çocukların hayvanlara acıması çok doğal bir beklenti. Fakat bu acıma hissini de sömürmemek gerekli. Çocukları bilinçlendireceğim diye kendi gözlerimizi açan belgeselleri oturtup seyrettirmek ancak insafsızlık olur. Ne çeşit travmalar yaratacağını tahmin etmek bile istemem. Önemli olan yeni nesillerin herşeyin farkında olarak yetişiyor olmaları. İleride büyüdüklerinde ister bir etsever ister bir otsever olsunlar. Ama ne olurlarsa olsunlar, dünyadaki aşırı et tüketiminin öncelikle insanın kendi sağlığına etkisinden, özellikle de dünyamızın, denizlerimizin, soluduğumuz havanın kirliliğine göz ardı edilemeyecek katkısından haberdar olsunlar. Ne tüketirlerse daha az tüketsinler. Dünyamızı kirletmesinler, doğayı sevsinler, korusunlar. Dünyadaki bütün türlerin yaşama hakkına saygı göstersinler. Bol bol belgesel seyretsinler. İnsanlar da dahil olmak üzere, dünyada yaşayan her türün birbiriyle denge içinde bir yaşam sürmek zorunda olduğunu anlasınlar. İnsanın zekası biraz daha fazla diye kendini hayvanlardan üstün görüp onlara zulm etmesinin doğru olmadığını anlasınlar. Doğadaki muazzam dengeye hepimizin muhtaç olduğunu kavrayabilsinler.

Bu konularda çocuklara seyrettirdiğimiz çocuk filmlerinin, doğa ve çevre belgesellerinin de çok önemi var elbette. Biz “NEŞELİ AYAKLAR (Happy Feet)” filmini seyrettiğimizde kızım Maya yalnızca 3 yaşındaydı. Filmin sonunda “Gördün mü bak, insanlar gereğinden fazla balık avlarlarsa bu kez penguenlere yiyecek balık kalmayacak, onlar açlıktan ölecek” diye açıklamayı fırsat bilmiştim. O yaşında ne kadarını anlayabildi bilemem ama böyle bir bilinçle yetiştikçe nasıl bir yaşamın çevreye daha iyi etki edebileceğini her geçen gün daha iyi kavrıyor. Şimdi 7,5 yaşında ve bir gün kendiliğinden “Anne, ne güzel olurdu di mi, hiç arabalar ve motorlar olmasaydı; herkes bisikletle dolaşsaydı” deyip beni şaşırttı.

Geçen gün iki kardeş oturmuş BEE MOVIE yi seyrediyorlardı. Minik Dario hala “arilar bize bal verer” diye sayıklarken bence kızım filmdeki ince detaylarda saklı mesajları kaydediyordu aklına. İnsanların arıları çalıştırıp bütün ballarını almalarının ne kadar adaletsiz olduğuna çok güzel parmak basan bir çocuk filmi. Sonuçta, arılar isyan edip bütün ballarını geri alıyorlar ama bu kez de bal yapmaları gerekmeyecek kadar çok balları oluyor. Arılar hiç polen toplamaya çıkmıyor; bu kez çiçekler döllenmiyor, çoğalmıyor, tarlalar kuruyor. İşte doğadaki dengenin alt üst olmasına ve aslında her türün birbirimize muhtaç olduğuna güzel bir örnek. Üstelik çocukların anlayacağı bir dille..
Unutmamalıyız ki çocuklar onlara vereceğiniz her bilgiyi almaya açıklar. Yeter ki yaşlarına uygun, duygularını incitmeyecek, onların bilgi dağarcığını zenginleştirecek ve doğadaki olayları belki de daha anlaşılır kılacak düzeyde olsun.
Yukarıda sözünü ettiğim, sofradaki konuşmamızın geçtiği aynı gün, dünyadaki ineklerin kakalarından çıkan (metan) gazların(ın) havayı en çok kirlettiğini sandığımız egzozlardan da daha çok kirlettiğini söylediğimde kızım kocaman gözlerini açıp bana bakakalmıştı. O anda o minik beyninden neler geçirdi bilemem. Hiçbirşey söylemedi, ben de daha fazla konuşmadım. Yeri ve zamanı geldiğinde ve ya o daha çok öğrenmek istediğinde ona tekrar gerektiği kadar açıklama yapmaya hazırdım nasılsa.
* Bu hafta Vejetaryenler Haftası, 4.Ekim Dünya Hayvanları Koruma günü. Bu kadar çok sebep bir araya gelmişken, bu yazımı AlternatifAnne için yazdım.
Ben neleri sevmem ki…
29 Eyl
Sevgili arkadaşım Sevgi beni bir oyuna davet etti. En çok sevdiğim şeyleri sordu.
Mayacığımın, sevgilimin ve ailemin kalbimde apayrı bir yerleri olduğu tartışmasız. Onların dışında, ben neleri seviyorum, diye günlerdir düşünüyorum da karar veremiyorum; neleri sevdiğime değil de hangi birini yazacağıma karar veremiyorum. Hayatı dolu dolu yaşamayı, birgün arkamda bir iz bırakabilecek kadar da faydalı olabilmeyi, etrafımdaki canlı olan herşeyi seviyorum. Ama bazı şeyler vardır ki görmek bile mutluluk verir insana.
İşte ben en çok bunları severim:
* Siyahın beyazla, müslümanın hristiyanla, budistin hinduyla, doğulunun batılıyla, kuzeylinin güneyliyle el ele, kol kola, omuz omuza olmasını, biraraya gelmesini ve her çeşit birlikteliğini çok severim!
Ne yazık ki dünyada hala varolan ırkçılığa, milliyetçiliğe rağmen; ırk, din, dil, renk ve kültür farkı gözetmeden, birbirini tutan ellerden mucizevi bir enerji aktığına ve gerçek barışın onların avuçlarının içinde olduğuna inanırım
* İnsanların istedikleri, inandıkları ve başarabilecek yeteneğe sahip oldukları birşey uğruna CESARET göstermelerini çok severim!
“Etraf ne der, toplum ne der, ailem ne der” endişeleriyle başkaları uğruna, kendi isteklerini, inkar edilmez yeteneklerini ve en acısı da sevgilerini bastıran insanlar için çok üzülürüm. İnandığı şey uğruna herşeyi göze alanları da ayakta alkışlarım!
* Canlı olan herşeyi severim. Ama bunların içinde bazıları var ki…
Ben en çok ÇOCUKLARI, HAYVANLARI ve AĞAÇLARI severim!


Dünyanın her yerindeki, her renkten çocuğu severim.




Çünkü masumdur onlar…
önyargısız, savunmasız…
muhtaçtırlar size; sevginize, besleyip korumanıza…
Bazen bir bardak suya, bir lokma ekmeğe, bazen de sıcacık bir kucağa muhtaç.
Çocuk olsun, hayvan olsun, hatta ormanda bir ağaç olsun; hepsi aynı şansa sahip değiller.



Çok sayıda zulme uğrayanı var. Direnme güçleri de yok. Bir çocuğun, bir hayvancağızın ya da koskoca cüssesine rağmen bir ağacın savunmasızlığını düşünün. Bazen bir tokat, bir kurşun, bazen de bir tanecik kibrit ya da bir balta darbesi hayatlarının sonu olabilir. Onların canı acıdığında içim sızlıyor.
Çünkü ben dünyadaki bütün çocukları, bütün hayvanları ve bütün ağaçları severim.
(Galiba bir tek kısa yazmayı sevmiyorum
)
Aynı oyuna ben de 3 kişiyi davet etmek istiyorum.
Ne zamandır yazmadıkları için belki tekrar yazmalarına vesile olabilmem ümidi ile;
* beni blog dünyasıyla tanıştıran, canım kardeşim Bahar‘ı,
* sessizliğini bozması ümidiyle Tülin‘i,
* ve Sevgili Tata‘yı.
Neler oluyor dünyamıza?!
26 Haz

Sıcak çok sıcak… Belki de bu yazın en sıcak günlerinden biri. Bu sıcaklardan nasibini her yer alıyor. Yalnız aynı denizin karşı kıyılarında uzanan Türkiye ve Yunanistan’da değil, bütün Akdeniz kaynıyor. Düşünün ki yılda birkaç kere böylesi dayanılmaz sıcaklar olduğunda kendimizi nereye atacağımızı bilemiyoruz. Şükür ki bizim hala içecek ve canımız çektikçe duş yapacak suyumuz var. Ama nereye ve ne zamana kadar? Dünyamızdaki su kaynakları sonsuz değil… ve ne yazık ki gitgide de azalıyor. Çünkü doğal su kaynaklarını besleyecek yağmurlar yağmıyor. Koca bir kış geçti, toplam kaç gün yağmur gördük ki?? Birazcık ıslandık, balkonumuz, bahçemiz yıkandı. Toprak susuzluğunu giderdi ama yine de ona bütün yaz yetecek kadar depolayamadı
Bir yanda gözlerimizi gözyüzüne diktik yağmurlar bekliyoruz, ama yağmıyor
Dünyanın başka taraflarında da kontrol edilemez şekilde buzlar eriyor.
Yağmursuzluk kuraklık getiriyor. Bastığımız yemyeşil toprak, aynı cildimiz gibi kuruyor, çatlıyor, göğsündeki hayat veren damarlar kuruyor. Hiç birşey besleyemez, büyütemez oluyor.
Diğer tarafta zamansız gelen sıcaklar, altüst olan mevsimlerle hızla eriyen buzlar su seviyesini gitgide yükseltiyor. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, belki de bazı ülkeler tamamen sular altında kalıp haritadan silinecek. Dünyanın haritası değişiyor.
Yaşam düzenleri ve yaşadıkları iklimler altüst olan bazı hayvan türleri tamamen yok olmaya mahkum durumda.
Eskiden ilkokulda “Mevsimler” konulu ünitelerimiz olurdu. Her mevsimin olması gereken özellikleri sayılabilirdi. Hangi ayda başlayıp hangi ayda bittiği de söylenebilirdi. Peki şimdi mevsimlerin ne zaman başladığı, ne zaman bittiği ön görülebilir mi? Çocuklara 1 yılın içinde 4 mevsim olduğu, her birinin kendi payına düşen 3 aylık dilimde ne özellikleri olduğu sayılabilirdi. Şimdiki çocuklara aynı şeyler mi öğretiliyor acaba? Yoksa dünyanın gitgide sürüklendiği felaket yüzünden hiçbir mevsimi zamanında ve olması gerektiği gibi yaşayamadığımız mı anlatılıyor.
Peki ne yapmalıyız? İçtiğimiz suyun da kullandığımız suyun da kıymetini bilmeliyiz. İdareli kullanmalıyız. Peki başka?
Bizim çocuklarımızın hayal meyal hatırlayabildikleri yemyeşil bir dünyayı, onların çocuklarına bir masal gibi mi anlatacağız: “Eskiden yemyeşil çayırlarda koşar, serin sular da yüzerdik. Güneşi umursamadan bütün gün deniz kıyısında oynar. Ne zaman istersek yıkanırdık. Pınarlardan buz gibi sular içer. Sebzelerin meyvelerin bolluğu içinde üstünde ufacık bir çürük olanı beğenmez atardık” mı diyeceğiz?
Bizim acizane katkımız ne olabilir ki? Neyi değiştirebilir bir tek insan dememeli. Bugün fırsatımız varken yapılabilecekler için yarın çok geç olabilir. Üstelik bir başımıza çabalamak değil bilinçlenmek, bilinçlendirmek belki de ileriye dönük yapılabilecek en iyi şey olurdu. Kimseden tek başına “dünyayı kurtaran adam” olması beklenemez. Olamaz da… Çünkü mesele, 1 kişilik, 10 kişilik, 100 kişilik iş değil. Ama 1′ler 10ları, 10lar 100leri, 100ler de 1000lerce insanı bilinçlendirebilir. Çocuklarımızdan işe başlamalıyız. Gelecek nesiller onlara ve onların yetiştireceklerine emanet çünkü. Çok büyük ihtimalle ne biz ne de onlar dünynın başına gelecek bu büyük felaketi görmeden gideceğiz. Artık bu şans mı sayılır bilemem.
Geçen gün Maya’ya ilk Atlas’ını aldık. Hem dünyayı hem de hayvanları öğrenmesini sağlayan bir “Hayvanlar Atlası”. Zaten hayvanların çoğunu tanıyordu. Şimdi hangisinin ne kadar uzaklıkta yaşadığı, başka başka ülkelerin olduğu; kısacası uzakların farkına vardı. Kanada’nın ne kadar uzakta olduğunu, kışın uçakla gittiğimiz İngiltere’nin bizden ne kadar uzak olduğunu; anneanneyle dedenin, Bahar teyze, Elif ve Yağmur’un nerede yaşadıklarını, Girit’le mesafelerini gördü. Hepsi bu da değil!
Bir hayvanlar atlası olduğu için, her kıtanın arkasındaki sayfalarda da o kıtada yaşayan hayvanların listesi var. Üstelik nesli tükenen hayvanlar “tehlikede” olarak etiketlenmiş, çocukların dikkatini çekmesi için. İşte, yaşı küçük demiyorum, kızımla bu sayfaları çalışıyoruz. Üzücü de olsa bazı hayvanların sayısının tehlikeli boyutta azaldığını ve birgün dünya üzerinde onlardan 1 tane bile kalmayacağını öğreniyor.
Öğreniyor… yavaş yavaş aklında şekilleniyor. Geçen gün baktım almış bu kitabını eline, kendi kendine inceliyor. Sonra kaldırdı başını, “Anne”, dedi.
“aslanlar da bitiyormuş!”
“Evet, çocuğum, bitiyorlar ne yazık ki…”
Peki bu durumun “neden?” olduğuna verebilecek çok iyi bir cevabı olan var mı?









Son Yorumlar