Girit’e özgü olarak etiketli yazılar
Girit’in dağlarından mis kokulu antik bir çay Diktamon
22 May
Tatlı bir Mayıs esintisi gibi, İzmir’den birkaç günlüğüne gelen charter, beraberinde yalnızca ‘memleket havası’ değil yepyeni dostluklar, hoş sohbetler de getirdi. Sohbetlerin konusu, çoğu zaman Girit mutfağı ve otlardı. Girit deyince otlarından söz etmeden geçmek mümkün mü? Haşlananından tutun da kavrulup yumurtalı yenilenlere, ‘pita’ yapılanlardan, doğasında kendiliğinden yetişip de çayı içilenlere… Bizi, ne yazık ki burada bulamadığımız deniz börülcesine kavuşturan charter, giderken de beraberinde Girit’e özgü Diktamon çayı gibi İzmir’de bulunmayan otları , kekik balını, şişe şişe somada, zeytinyağı ve yerli şarabı taşıyordu İzmir’e. Valizlerinin bir köşesinde, İzmirdeki sevdiklerine hediye etmek üzere… Onlar birkaç güne sığdırdıkları kısa bir tatilde geçirdikleri güzel günler, hoş anılar ve çekilen fotoğraflarla çoktan İzmir’e varmışken, başta kızım olmak üzere biz de deniz börülcesinin tadını çıkarmıştık. Kısacık sürede kurulan dostluklarda paylaşımlar karşılıklı verilen adres ve telefonlarla sınırlı kalmayıp hangi otun nerede, nasıl değerlendirildiği, hangisinin İzmir’de bulunup bulunmadığı da muhabbetlerin temel konusu olmuştu. Diktamon’u bilir misiniz? Siz arapsaçını nasıl yaparsınız? Vlita’yı ne isimle satarlar İzmir pazarlarında? İzmir’de hala somada ve kanela bulunur mu? Ahtapotu kaç kere döverler burada, sonra da nasıl asıp kuruturlar? Hangi balıklar yenir, hangi şaraplar tavsiye edilir?
Gelenler arasında Giritli Türklerin de olması ise her zaman bambaşka bir hava katar, sohbet Türkçe’nin yanısıra Girit şiveli bir Yunancayla devam eder gider. Dedelerinin doğdukları toprakları ziyaret etmek neredeyse ‘hacca gitmek’ kadar kutsaldır bu insanlar için. Girit kültürünün İzmir’deki izlerini takip ederken benim için en önemli canlı kaynaklar, Girit kökenli ailelerden gelenlerdir. Hala ‘Giritlilik’ ruhunu canlı tutarak mutfaklarında yaşatan ve sayıları ne yazık ki gitgide azalan bu insanlardan öğrenecek ne kadar çok şey var… Hem, hangi konuda olursa olsun, daha fazla öğrenmekten kim zararlı çıkmış ki?… Üstelik bilgi alışverişi asrımızda bu kadar da kolaylaşmışken. İnsanlar artık telefon numarasından önce birbirine internet adresini verir oldu. Hep söz verilmesine rağmen nedense mektup yazmanın çok zor geldiği yeni neslin insanlarına son derece cazip gelecek kadar hızlı bir iletişim değil mi? Ben de tanıştığım insanlara ilk kez sayfamdan, yemek konusunda yazdıklarımdan söz ettim. Adresimi alanlardan ne kadarı ziyaretime gelecek, kim bilir… Ben her zaman yazmaya, kendimce ve bildiğimce paylaşmaya devam edeceğim.
Girit’e özgü otlara değineceğimden en başından beri söz etmiştim. Son günlerde dilimden düşmeyen konulardan biri olunca bugünkü yazımda biraz olsun Girit’in otlarından söz etmek istiyorum. Bitki çaylarını sevenlerin oldukça ilgisini çeken Diktamon’dan mesela.
(Diktamos, Dittany of Crete, Origanum Dictamnus)
İsmini adanın merkezindeki Dikti dağından alan Diktamon, Girit’in dağlarında doğal olarak yetişen, boyu 30 cm.e varabilen, kekik ailesine ait bir tür olan, birkaç yıllık bir bitkidir. Grimsi yeşil yaprakları kadife gibi yumuşak ve tüylüdür. Yazın pembe-eflatun çiçek açan Diktamon, artık fidan halde alınıp evlerde yetiştirilebilmekte, çayı yapılıp içilmektedir. Girit’te yüzyıllar boyunca ağrıları dindirmek, doğumu kolaylaştırmak amacıyla, bunun yanısıra romatizma ve mide ağrılarını hafifletici olarak da kullanılan Diktamon, bilinen en eski bitkisel ilaçlardandır.

Antik dönemlerden beri, çeşitli sebeplerden yaralanan dağ keçilerinin yaralarını iyileştirmek amacıyla dağlarda bu otu arayıp yedikleri bilinirmiş. Daha sonra, buna şahit olan çobanlar tarafından, yaprakları toplanıp ezilerek ağrıları dindirici olarak hatta yılan ısırmalarının tedavisinde de kullanılırmış. Öyle ki bir yılanın diktamonlar arasından geçmektense ölümü tercih edeceğine inanılırmış.
İnsanlar kadar arıların, kelebeklerin de ilgisini çekmeyi başaran Diktamon, Girit’te yerli halk tarafından Eronta adıyla da anılmaktadır.
Bir Badem İçeceği SUMADA
9 May
Birkaç hafta önce Bahar, çağla badem ile yeni bir lezzeti paylaşmıştı bizimle. Geçenlerde bir arkadaşımız biraz toplayıp getirmişti, onları da hemen yıkayıp yiyiverdik ilk hevesle, yemeğini yapmak için tek fırsatımdı belki de, ama n’apalım çıtır çıtır yemek de güzeldi
Aslında Girit’te badem çok ama nedense çağla iken pek tüketilmediğinden burada pazarda bulup da alma şansım yok, ne yazık ki… Peki, çağla olarak yemedikleri bu bademleri ne mi yapıyorlar? Bırakıyorlar bademler büyüsün, kabukları sertleşip içleri olgunlaşsın… sonra da toplayıp ayıklayıp tatlıların içinde, üstünde bol bol kullanıyorlar. Bir de Sumada diye mükemmel bir içecek yapıyorlar!
Geçen gün bir marketin rafında görünce, yıllardır görmediğim bir dostuma rastlamış gibi sevindim, kaptım hemen bir şişe. Artık burada bile az bulunur oldu böyle geleneksel şeyler… Önce çocukluğum geldi aklıma, sonra da nişan törenimiz.
Çocukken, hatırlıyorum, ara sıra babam 2 şişe getirirdi eve. Bir tanesinde kıpkırmızı ötekinde de krem rengi bir şey olan şişeler hala gözümün önünde. Nereden alırdı onları, kimbilir? Arasan hala bulunur mu İzmir’de, onu da bilmiyorum… Kırmızı olana Kanela derlerdi, krem rengi olana da Sumada. Konsantre sıvılar oldukları için bazen soğuk suyla seyreltip büyük bardaklarda bazen de sıcak suyla çay bardaklarında içerdik… Ben hep kırmızı olanını severdim, o zamanlar. Hem rengi hem de tadı daha cazipdi, keskin tarçın kokardı. (Kanela kelimesinin pek çok başka dilde olduğu gibi Yunanca’da da tarçın anlamına geldiğini yıllar sonra öğrendim) Öteki krem renkli olanınsa, kokusu neyse de tadı pek baygın gelirdi bana… annemle babam severlerdi, hatırlıyorum. Şimdi aradan yıllar geçti… Girit’teyim, ben de anne oldum, elimde sumada, minik kızım da yanımda… Marketten eve döner dönmez kendime koca bir bardak soğuk sumada hazırladığımı gören Mayacık çoktan peşime takılmıştı bile! Elimdeki yepyeni şeyi bir an önce tatmak isteğiyle gözlerinin içi pırıl pırıl parlıyordu.
– İster misin, annecim?
– Hıh, istiyoyum…
Uzattım bardağımı, minicik temkinli bir yudumdan sonra suratı buruştu, beş altı saniye de öylece kalakaldı! :>
– Güzel değil mi?
– Biyenmedim!
Demek ki sumadayı sevmek için biraz büyümek mi gerekiyor ne?…
Sumada, yalnızca badem, şeker ve suyla yapılan son derece doğal ve sağlıklı bir içecek. Tarifini bulmak belki imkansız değil. Ama ben evinde yapanı hiç görmedim. Bilirsiniz bazı şeyler evde yapılmaz, yapılsa da ustasının elinden yapılmışı gibi olmaz. Bu da öyle birşey işte…
Sadece Girit’e özgü bir içecek değil, bildiğim kadarıyla başta Lefkada olmak üzere pekçok Ege adasında da yapılıyor, içiliyor. Girit’te geleneksel olarak nişanlarda ikram ediliyor. Bu yüzden sumadanın ikinci kez karşıma çıkışı, Yorgo’nun ailesinin nişanımıza koca bir kutu badem şekeriyle birlikte birkaç şişe getirmeleriyle olmuştu. Misafirlere çok değişik gelen bir ikramdı…
Benim de size ikramım olsun!








Son Yorumlar