Girit pazarı olarak etiketli yazılar
Girit’te pazar
28 Eyl

Tek başıma pazara gitmeyeli uzun zaman olmuş. Blog yazmaya yen başaladığımda; 2006 yılında, o zaman Maya şimdiki Dario’dan bile küçükken yazdığım Girit Pazarı yazısı en ilgi çeken yazılardan biri olmuştu. O zaman her çarşamba başka bir semtteki pazara giderdik. Onun yürüyemeyeceği kadar uzak olduğundan Maya’yı bebek arabasına koyar sabah serinliğinde yola çıkardık. Dönüşte sağını solunu altını tıka basa doldurduğum araba Maya’yla da birlikte iyice ağırlaşırdı. Buna rağmen bir gün bütün pazarı fotoğraflamayı başarmıştım da yayınlamıştım. Dario ile gittiğimiz zamanlarda bu pek mümkün olmadı. Ben tezgahlara yanaştığımda mızıldanmaya başlıyordu; onun tek derdi pazarın yakınındaki parka gitmekti. Artık her perşembe gittiğimiz başka semtteki bu pazarın dönüş yolu da yokuş yukarıydı ve ben fotoğraf çantasının ağarlığını bile hesaplamak zorundaydım. Kısacası gittiğim zamanlarda da fotoğraf çekemedim uzun bir süre. Artık sabahları çocukların ikisi de okula gittikten sonra, yalnız keyif için -ki pazarlardan hep keyif alırım- gezinip fotoğraf çekmek için bile gidebiliyorum.

Kabak çiçeklerini genellikle iç içe dizerek satıyorlar. Daha önce Kabak Çiçeği Dolması tarifi vermiştim.

Pazarları işte bu yüzden seviyorum. Herşeyi tazecik, çiçeği üstünde alıyorsun.


Girit’teki üzümlerin çoğu şarap oluyor, çok azı da kuru üzüm. Bunlar yerli bir üreticinin kendi mahsulü açık şaraplar; soldan sağa Roze, Beyaz ve Kırmızı.

Üsttekilerden soldaki köy ekmeği, sağdaki susamlı olan nohut unlu ekmek. Alttaki minikler tatlı üzümlü ekmekçikler.

Girit tarhanasının fotoğrafını daha önce yayınlamıştım. O zamanlar, kendi tarhanamı yapacak kadar hamarat değildim
Şimdi değil ev yapımını, Yorgo kendisi için soya sütlüsünü bile yaptı. Beste’ye söz verdim, sonraki yazıda tarifini vericem.



ACUR, Yunanistan’ın her yerinde olan/bilinen/yenen birşey değil. Kuzeyden gelenler bile “bu nedir?” diye sorabiliyorlar. Girit’teyse iki çeşit acur var. Biz İzmir’de daha çok Çeşme’de, arasıra da Bornova pazarında uzun olanlarından görürdük. Burada uzun olanlar daha koyu renkli ama kısa tombul olanlar hep böyle açık yeşil. Koyu renkli ve ince uzunlar çok çıtır ve sulu, genellikle de çekirdeksiz. Ama yuvarlak olanların bazen içi kavun çekirdeği kadar büyük çekirdekli olabiliyor.

Kolestrolüm de çıksa, vazgeçemediğim peynir, Girit’in Gravyeri: koyun sütünden, bazen koyun-keçi karışık sütten yapılıyor.

Çömlek yoğurtları da koyun sütünden. Marketlerdeki jelatinli, süte çalsan yopurt tutmayacak yoğurtlar yerine evimize giren, yediğimiz tek yoğurt. Pazarda böyle küçük çömleklerde satılıyor. Bizim çarşıdan aldığımız mandırada büyük yayvan çömleklerde oluyor, istediğin kadar koyuyorlar. Bu bana hep çocukluğumu hatırlatıyor. Annem elime bir kase verir, bakkala gönderirdi; bakkal da önce bizim kaseyi tartardı, sonra da buzdolabından yoğurt tepsisini çıkartır istediğim kadar yoğurdu bizim kaseye koyardı, bir galiba üstüne beyaz bir kağıt koyardı kapak niyetine. Siz de hatırlar mısınız?

Bunların gerçek olduklarından dokununcaya kadar şüphe duymuştum, itiraf ediyorum.

Minik kabakları İzmir’de Girit kabağı diye satmazlar mı? İşte Girit’in çiçeği burnunda kabakları ![]()

Girit’in en büyük yaylası Lasithi, bir fasulye cennetidir. Burada aynı adla anılan “Ayşe”, barbunya dışında daha önceden bilmediğim cinste fasulyalar da var.

Üstündeki tabelada yazdığına göre, soldaki biberler acıymış. Bu Girit’te az rastlanır bir durumdur. Çok az insan tanıdım; acıyı seven, acı yiyen, acıya dayanabilen. Girit yemekleri pek acılı yapılmaz. Bundan 12 sene önce değil acı biber, bizim çarliston biber dediğimiz cinsten bile bulmak zordu. Tezgahlarda yalnız kalın etli dolmalık biberler, bir de salçalık biber dediğimiz kırmızı biberler olurdu. Öyle ki bazılarının kırmızı salçalık biberleri bile tereddütle “bunlar acı mıdır?” diye sorduklarına tanık olmuştum.

Artık sivri kırmızı acı biberler de bulmak mümkün. Bunun son yıllarda başka ülkelerden/kültürlerden gelen göçmenlerin artışıyla yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum. Başta Arnavutlar için biber vazgeçilmez bir sebze. Belki ağzının tadını bilen Yunanlılar da acıyı keşfedip acılı yemeyi öğrendiler mi dersiniz?



Ve Pembe domatesler… Yeşil kısımlarının bile şeker gibi tatlı tatlı olduğu, enfes domatesler yaz sonunda çıkıyor burada. İşte keyifli bir pazar turu da böyle geçti. İyi seyirler…

Bay ve Bayan Avokado
18 Mar

Mevsimin bahara dönmesiyle pazardaki renkler de değişiyor. Rengarenk biberler, güneşten nasibini almaya başlayan kıpkırmızı domatesler, olgunlaşan avokadolar, bahar kokulu çilekler tezgahları doldurup gönlümüzü çeliyorlar.
Dünyanın neresinde olursam olayım, pazarları çok seviyorum. Dilini bilmediğim bir ülkede bile olsam, o ülke insanının ne yediği, neleri sevdiği, kısacası günlük yaşam konusunda pek çok bilgi saklıdır pazarlarda. Dilini bilip de üreticiyle iletişiminiz de varsa, o zaman bilmediğiniz şeylerin ne olduğunu, ne zaman ve nasıl yendiğini öğrenirsiniz.

Her hafta sıkma portakal aldığımız portakalcı, büyük ihtimalle Hanya tarafından getirdiği avokadoları da yığmıştı mandalinaların yanına. Renkleri pırıl pırıl, kabukları gergindi ama olgunlaşmaları için en azından 1 hafta beklemeleri gerekliydi. Daha önce bir avokado satıcısından onları olgunlaştırmak için en iyi yöntemin avokadoları naylon poşet içinde (buzdolabının dışında), poşetin de ağzı sımsıkı kapalı olarak bırakmak olduğunu öğrenmiştik. Ama bu hafta öğrendiğimiz şeyi daha önce ne duymuştuk ne de okumuştuk. Ben bu konuda internette de destekleyici bir bilgi bulamadım ama yine de paylaşmak istedim. Avokadoları seçerken aralarında daha koyu renkli ve pürüzlü kabuklu olanları fark ettik. Yorgo dayanamayıp sordu; “bunlar ayrı cins mi?” diye. Adam, “koyu renkliler erkek avokado, yeşil pürüzsüz olanlar da dişi” deyince de şaşırıp kaldık.

İşte, bay ve bayan avokadoyla tanışmamız böyle oldu! Biz, portakalcının yalancısıyız
(İnternetten öğrendiklerimi de sayfanın sonuna ekliyorum)

Renk renk biberler de artık seralardan değilde tarlalardan geliyor. Kış boyunca biber almadığımız için, bir tepsi dolusu, fırında pişmiş rengarenk biber dolmalarını özledik doğrusu!

Bunlar da daha önce tarifini verdiğim Dağ Sümbülleri. Demek yine yapmanın vakti geldi. Onları ayıklayacak sabır ve vakit olsun yeter ki
* Avokado meyveleri değişik şekil, renk ve büyüklüktedir. Meyve iriliği 200–600 gram arasında değişir. Meyveler yuvarlak, oval veya armut şeklinde olabilir. Kabuk rengi hafif sarımtırak yeşilden koyu yeşile, kahverengi kestane renginden, erguvani siyaha kadar değişir. Kabuk yüzeyi düz veya pürüzlü olabilir. Avocado çeşitleri çiçek tipi bakımından A ve B tipi olarak 2 grupta sınıflandırılır.
A tipi çeşitlerde çiçek ilk günün sabahı dişi, ertesi gün öğleden sonra erkek safhadadır.
B tipi çeşitlerinde ise çiçek birinci gün öğleden sonra dişi, ertesi sabah erkek safhadadır.
Avokado çiçeğinin bu iki eşeyli açılma düzeninden dolayı iyi bir meyve tutumu ve yüksek verim alabilmek için A ve B tipi çeşitler birlikte dikilmelidir.
** Önceki yazılarımda Girit’ten pazar görüntüleri.
Pazarda başka neler vardı neler?
8 Haz
Dünkü pazar maceramızda yalnızca sebzeler, meyveler ve çiçekler yoktu tabi ki…
Muhakkak her halk pazarında olduğu gibi, neredeyse soframıza gelen herşey bulunabilir burada da pazar yerlerinde.
Peynircisiz pazar yeri olur mu, bilemiyorum. Aşağıdaki fotoğraflar da alışveriş yaptığımız peynircilerden birinden.
Solda, Tirozuli…
Sağda, ekşi lor.
Soldaki fotoğraftaki geleneksel bir taze peynir. Adı Tirozuli. Genelikle ev yapımı oluyor çünkü yapılması için peynir mayası bile gerekmiyor. Keçi sütünü (bazen keçi-koyun karışık oluyor) sirke ya da limonla kestirip kalıplarda bekletiyorlar. Taze ve sulu bir peynir olduğu için çok dayanmıyor. Belki de çok iyi tecrübelerim olduğundan bu peyniri çok seviyorum.
Bir dostumuz, köyündeki kendi keçilerinin sütünden karısının yaptığı, buram buram süt kokan peyniri getirmişti, benim sevdiğimi duyunca
Harikaydı!
Sağdaki peynir de bizdeki tuzlu lordan çok “çökelek” peynirine benziyor, ufak parçalı ve ekşimsi lezzette, börekler için ideal….
Ve işte, Girit’in meşhur gravyer peynirleri… Bunlar benim en sevdiğim peynirler…
Çapı 1 karışı geçmeyen küçük “kafa”lar da var, çapı 2 karıştan büyük olanlar da. Bir “kafa”nın ağırlığının 6 kilodan 25 kiloya kadar çıkabildiğini okudum. Herhalde bu, boyutları hakkında bir fikir vermeye yetecektir.
Sert kabuğunun içindeki peynirin kıvamı da, yumuşak eski kaşar ile İzmir’in yağlı yumuşak tulum peyniri arası birşey. Yalnız İzmir tulumu kadar tuzlu olmayan Girit’in gravyer peynirleri, koyun sütünden yapılıyor. Hem kahvaltıya, hem kızartmaya hem rendeye müsait.

Balıkçılar olmadan olmaz… Balık da sofralardan eksik olmaz.
Ben de Girit’e geleli beri, havasından mı suyundan mı, balığı daha da çok sever oldum. Eskiden çok sık balık yemeye, hele ki ertesi güne kalmış balığa hiç katlanamazdım. Şimdi aradan bir süre geçip de balık yemeyince ben teklif ediyorum almayı da yapmayı da

Girit’e özgü 3 geleneksel lezzet bir arada.
Zeytin, tarhana ve üzüm bağlarından yaprak.
Ksinohondros ya da Trahana adıyla anılan tarhana, gördüğünüz gibi Türkiyedeki tarhana kadar ince öğütülmüş değil çünkü unla yapılmıyor. İri öğütülmüş buğday ve ekşimiş sütten yapılıp ya taze olarak yeniliyor ya da böyle iri parçalar halinde güneşte kurutuluyor. Bu parçalar suya girince hemen dağılıyor ve son derece lezzetli ekşimsi bir çorba oluyor. Trahana da tirozuli gibi genellikle ev yapımı olarak açıkta, kiloyla satılıyor pazarlarda.
Bunlar da sözünü etmeyi en sona bıraktıklarım… Çok sevdiğimden filan değil. Tam aksine, yeni lezzetlere o kadar açık ve hevesli olmama rağmen, bu herhalde Girit’e geleli, bunca yıldır yaşayalı beri, tatmaya cesaret edemediğim tek şey belki de. Yalnız cesaret de değil, içimden de en ufak bir istek gelmeyen. Dünyanın başka yerlerinde bir şekilde yiyip de beğenmiş olanlar gücenmesinler ama pek birşey kaybediyormuşum gibi gelmiyor bana. Ne dersiniz?
Onları nasıl pişirdiklerini sormayın? Dedim ya ne yedim, ne pişirdim – çok şükür ki Yorgo da görmeye bile katlanamıyor – yalnızca duyduğum kadarıyla, kızartması da oluyormuş, bulgurlu pilavı da. Size en büyük faydam onları fotoğraflamak olsun.
Bir de Yunanistan’da yalnızca Girit’te yenildiğini bilesiniz. Yunanistan’ın başka yerlerindekiler de şaşıyorlar bu işe
Girit’te bir pazar yeri – MEYVELER ve ÇİÇEKLER
7 Haz

Bugün ne tarif var ne de uzun bir yazı… Bugün bol bol renk var, lezzet var karşınızda.
Bugün hep birlikte Girit’te bir pazar yerine gidiyoruz.
Çünkü biz her çarşamba sabahı bu pazardayız, kızımla beraber… Haydi bu hafta hep birlikte!
Girit’in batısında, Hanya ve çevresinde portakal yatiştirildiğinden yaz kış taze portakal suyu eksik olmuyor kahvaltı soframızdan.

Tabi ki karpuzlar da hep bu boyda değil… bunlar yeni çıkanlar, tam da Mayacığın ellerine göre

Girit’e ilk geldiğimde baharın sembolü, sıcakların habercisi olan erikle kirazı hiç bir arada göremiyordum. Yalnız kiraz vardı tezgahlarda, yemyeşil erikler hiç yoktu. Bahçesinde erik ağacı olan tadına bakıyordu da erikleri kızarmadan önce pazarda satmak akıllarına mı gelmiyordu? Biri onlara bazı cinslerin yumuşamadan önce yemyeşil, kütür kütür haliyle daha da güzel olduğunu mu söyledi acaba? Bu sene kaçıncıdır erik görüyorum pazarda…
Kırmızı kiraz, yeşil arkadaşına kavuştu

Muza annesi kadar çok bayıldığı söylenemez ama çilek Maya’nın favorisi
Muzlar da, Girit’in güney doğusunda yetiştirilen yerli muzlar…
Girit’te bir pazar yeri – SEBZELER
7 Haz



Daha önceki bir yazımda söz etmiştim, bu dikenli enginarlarından Girit’in…
Mayacık da domates seçmeme yardım ediyor, içlerinden birini beğenip sonra bana “bunu aliiim?” diye soruyor
İşte bunlar da gerçekten Girit kabakları!
))

Çocukken acur yalnızca Çeşme’ye gidince yediğimiz birşeydi. Şimdi yazın İzmir pazarlarında da oluyor. Yunanistan’daysa Girit’e özgü birşey… kuzey Yunanistanlılar pek tadını bilmiyor.
Girit otlarıyla meşhur… ama sıcaklar bastırınca otlar da çeşitlilik kalmıyor ne yazık ki…
Bütün yaz ot hasretimizi ancak bu yetiştirme Vlita’larla gideriyoruz.
Sevgili Aybala Yentürk, Yemek ve Kültür dergisindeki otlara dair yazısında Vlita’nın Türkçe karşılığını “Tilki kuyruğu” olarak yazmıştı.

Yaz boyunca beyaz patlıcan da oluyor. Fakat size göstermek için yukarıdakinden daha beyazını bulamadım. Belki bembeyazlar daha sıcaklarda çıkıyor, her ne kadar kararmak(!?) için güneşe ihtiyaçları olmasa da
)










Son Yorumlar