Bugün internette okudum: “Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını hallettiniz de sıra geldi üreme organlarına” diyordu. Ne güzel özetliyor güler misin ağlar mısın halimizi… Kızlı erkekli aynı evde kalmanın dayanılmaz kabul edilmezliğini eleştiriyor kaç gündür RTE.

Kızlarla erkekler aynı evde kalıyorlarsa; o evde neler oluyor olabilir. En iyimser senaryodan en kötüsüne gidelim:

* Kızlı erkekli olarak bir doğum günü kutluyor olabilirler. Paşa paşa çay içip kuzu kuzu pasta yiyorlardır.

* Aslında kızlı erkekli bir araya gelmiş ders çalışıyor da olabilirler ki kızların kıvrak zekası erkeklere sınavda ne sorular çıkabileceği konusunda yardımcı olabilir.

* Belki kızlı erkekli grup, yemekli içkili bir parti veriyor da olabilir ki içkiler gece saat 22den sonra alınmıyorsa suç işlenmiş sayılmaz.

* Hatta kızlı erkekli içip içip sonra yanyana sızıp kalmış olabilirler. Ertesi sabah kimin yanında uyanacağının paniğini de bırakın onlara sabah sürpriz olsun.

* Belki de aynı evi gece gündüz paylaşıyor; kızlı erkekli aynı yatakta masum masum yatıyor olabilirler ki bundan da size ne?  Kimin kimle yatacağından daha ciddi meseleleri yok mu bu hükümetin? Biz size kimin eli kimin cebinde diye soruyor muyuz?

Kızlı erkekli “camide yaptılar” diye iftirasını attığınız “şey”i -siz lafını etmeye bile korkuyorsunuz ama- kendi evlerinde yapıyorsa; bundan size ne yani?!  Buna da karışmak haneye tecavüz değilse nedir?

Hatta ve hatta kızlı erkekli aynı yatakta hem de çıplak olarak oynaşıyor, sevişiyor ya da sizin anlayacağınız şekilde “çiftleşiyor” olabilirler. Onlar birbirini seviyorsa, birbirini arzuluyorsa, aşkın önüne kim geçebilir ki? Hem siz demiyor musunuz 4-5 çocuk isterim diye? Vallahi sizin tavsiyenize kanıp da onca çocuk yapmaya kalkanlar da sevişe sevişe yapacaklar bu işi. Zaten yaşları 18i geçiyorsa, bize karışmak düşmez. Ama 18in altındaysa, bunu da siz daha iyi bilirsiniz.

Sizin derdiniz başka! Bütün mesele; kızları daha çocukluktan kontrol altına almak. 4-5 sene ilkokula gitsin, az biraz okuma-yazma bilsin, gerisini de hiç aramasın. Zaten okuyup da n’apacak diplomaları? Kocasına vereceği alışveriş listesini yazabilsin yeter. Daha fazla bilirse, kalkıp mektup filan yazar sevgilisine. Bakarsın, eline bir yerlerden kitaplar geçer de okuyacak olur. Okur da sonra gözleri açılır. Dünyada kendi ayakları üstünde duran özgür kadınların, kadın haklarının varlığından haberdar olur. Sonra feminist filan olmaya kalkar başımıza. Kadın olmanın verdiği gücün farkına varırsa ne olur sonra? Kim tutabilir onu?  Maazallah ecnebilerin gavur icatlarını öğrenir de ufku falan açılır. Ne gerek var?! Halbuki hayatta ne bilmesi gerekiyorsa hepsi 15 yüzyıl önceden zaten yazılmamış mıdır kitapta? Fazla söze de araştırmaya, öğrenmeye de ne gerek vardır ki?!?!?!?!?

Size kalsa kızların hepsi evde oturusun. Karşı cinsle temasa geçmesin. Dokunmak ne demek; görmesin bile! Yalnızca bir gün gelip onu baba evinden kendi evine götürecek bir “beyaz atlı prens” olarak hayal ededursun… yani bir hapishaneden başka bir bir hapishaneye. Baba efendiliğinden koca cariyeliğine. Küçük erkek kardeşini bile çıplak görmekten utansın, sakınsın; değil başka adamları kendi kocasını bile zifaf gecesine kadar çıplak görmesin. Neden görmesin, bilmesin, öğrenmesin ki? Önceden görse, bilse, anlasa, korkmasa, kasılmasa yoksa zevk mi alır, aman diyeyim.  En iyisi başına ne gelecek bilmesin de, korkunun dizginleri her zaman sizin elinizde kalsın. Çünkü işinize böyle geliyor. Kadının hayatı her dönem bir başka erkeğin kontrolunda geçiyor. Önceleri baba, amca, ağabey, sonra da koca oluyor sözü geçen.

Başına ne geleceğini bile anlayamayacak yaşta kızları, yaşını başını almış koca adamların kucağına attığınızda ne oluyor?  O ilk gece yaşananlar, artık “helali” olduğu için mi tecavüz sayılmıyor?

Peki, siz nasıl oldunuz? (Olmaz olaydınız, o bizi yakan ayrı bir konu tabi! Keşke olmasaydınız diyeceğim ama madem ki oldunuz)

Sizi doğuran ana da babanızla sevişti de oldunuz, hala bilmiyorsanız benden duymuş olun. Ama tabi buna sevişmek denirse… belki de “çiftleşmek” demek lazım yine. Nasılsa tek gerekçesi çocuk yapmak, çoğalmak.

Belli ki bu konular hiç konuşulmamış büyüdüğünüz evlerde. Bu konular yok, sevişmeler yapılmıyor sayılmış. Kadının sahip olduğu “yüz kızartıcı suç”; erkeğin sahip olduğu da “iktidar ve güç” unsuru kabul edilmiş. Sevişmenin adını hiç duymamış ki kulaklarınız beyniniz idrak edebilsin. Yok sayılan “o şey”den kadınlar ürkütülmüş, erkekler de kendine has bir pay çıkarmış. Sonuçta, kadını da erkeği de bastırılmış, bastırılmış, bastırılmış. Gün gelmiş ki arzularının da, sevgisinin de farkında olan gençleri görünce azmış kudurmuş. Cesaretlerinin üstüne gaz bombasıyla, Tomalar dolusu ilaçlı suyla, palayla, sopayla saldırmış da yine de hırsını alamamış. Kendi yapamadığını başkası da yapamasın diye çileden çıkmış.

Sevmeye, sevilmeye bu kadar tepki niye? Bu kadar mı çıldırtıyor sizi sevgilileri görmek? Sevgisini ifade edebilenlere duyulan bu kin niye? “Ben yapamadım sen de yapma” kıskançlığı mı?! Aşkın tadını çıkarmak ne zaman suç oldu ki?

Her şeyi düşünüp Yaratan 2 cins yarattıysa sizce bir anlamı yok mu bunun? Yoksa tek cins yaratıp kendinden üretemez miydi?

Siz ki hamile kadın gördüğünüz de -herkes gibi- aklına en önce bebek değil de, aklına “o bebeğin yapıldığı gece olup bitenler” gelip de bir hoş olanlar!

Ben ne desem size fazla gelir! Sevişmeyi insan doğasının gereği değil de kaçınılması gereken bir şey gibi göstermeye çalışan zihniyeti, vajina, penis, seks diyerek afallatsam mı acaba?

Ya da kendi çocuklarıma anlattığım yalınlıkta mı anlatsam derdimi:

“Hepimiz insanız: bazılarında pipi var, bazılarında kuku.”  

Bu kadar basit!