dağ sümbülü olarak etiketli yazılar
Bay ve Bayan Avokado
18 Mar

Mevsimin bahara dönmesiyle pazardaki renkler de değişiyor. Rengarenk biberler, güneşten nasibini almaya başlayan kıpkırmızı domatesler, olgunlaşan avokadolar, bahar kokulu çilekler tezgahları doldurup gönlümüzü çeliyorlar.
Dünyanın neresinde olursam olayım, pazarları çok seviyorum. Dilini bilmediğim bir ülkede bile olsam, o ülke insanının ne yediği, neleri sevdiği, kısacası günlük yaşam konusunda pek çok bilgi saklıdır pazarlarda. Dilini bilip de üreticiyle iletişiminiz de varsa, o zaman bilmediğiniz şeylerin ne olduğunu, ne zaman ve nasıl yendiğini öğrenirsiniz.

Her hafta sıkma portakal aldığımız portakalcı, büyük ihtimalle Hanya tarafından getirdiği avokadoları da yığmıştı mandalinaların yanına. Renkleri pırıl pırıl, kabukları gergindi ama olgunlaşmaları için en azından 1 hafta beklemeleri gerekliydi. Daha önce bir avokado satıcısından onları olgunlaştırmak için en iyi yöntemin avokadoları naylon poşet içinde (buzdolabının dışında), poşetin de ağzı sımsıkı kapalı olarak bırakmak olduğunu öğrenmiştik. Ama bu hafta öğrendiğimiz şeyi daha önce ne duymuştuk ne de okumuştuk. Ben bu konuda internette de destekleyici bir bilgi bulamadım ama yine de paylaşmak istedim. Avokadoları seçerken aralarında daha koyu renkli ve pürüzlü kabuklu olanları fark ettik. Yorgo dayanamayıp sordu; “bunlar ayrı cins mi?” diye. Adam, “koyu renkliler erkek avokado, yeşil pürüzsüz olanlar da dişi” deyince de şaşırıp kaldık.

İşte, bay ve bayan avokadoyla tanışmamız böyle oldu! Biz, portakalcının yalancısıyız
(İnternetten öğrendiklerimi de sayfanın sonuna ekliyorum)

Renk renk biberler de artık seralardan değilde tarlalardan geliyor. Kış boyunca biber almadığımız için, bir tepsi dolusu, fırında pişmiş rengarenk biber dolmalarını özledik doğrusu!

Bunlar da daha önce tarifini verdiğim Dağ Sümbülleri. Demek yine yapmanın vakti geldi. Onları ayıklayacak sabır ve vakit olsun yeter ki
* Avokado meyveleri değişik şekil, renk ve büyüklüktedir. Meyve iriliği 200–600 gram arasında değişir. Meyveler yuvarlak, oval veya armut şeklinde olabilir. Kabuk rengi hafif sarımtırak yeşilden koyu yeşile, kahverengi kestane renginden, erguvani siyaha kadar değişir. Kabuk yüzeyi düz veya pürüzlü olabilir. Avocado çeşitleri çiçek tipi bakımından A ve B tipi olarak 2 grupta sınıflandırılır.
A tipi çeşitlerde çiçek ilk günün sabahı dişi, ertesi gün öğleden sonra erkek safhadadır.
B tipi çeşitlerinde ise çiçek birinci gün öğleden sonra dişi, ertesi sabah erkek safhadadır.
Avokado çiçeğinin bu iki eşeyli açılma düzeninden dolayı iyi bir meyve tutumu ve yüksek verim alabilmek için A ve B tipi çeşitler birlikte dikilmelidir.
** Önceki yazılarımda Girit’ten pazar görüntüleri.
Dağ Sümbülü
23 May
Tarifi vermekte biraz geciktim. Aradan geçen günler boyunca da, belki aramızdan bunları daha önce bir yerde görmüş, duymuş ya da tadına bakmış olanlar çıkabilir diye düşündüm. Ama herhalde kimseye arpacık soğandan başka birşey çağrıştırmadı. Bunlar bildiğimiz arpacık soğanlardan değil ama soğan oldukları kesin. Bir çeşit yabani sümbülün soğanları…
Türkçe karşılıklarını bulmak çok da kolay olmadı. Latince ismi Muscari Comosum. Internette muscari cinsinden karşımıza hep bahçe sümbülleri çıkıyordu
Aynı bitki olduğundan emin olabilmemiz için, fotoğraflı bitki sözlükleri bize çok yardımcı oldu. Türkçe’deki karşılığı da Prof. Dr. Turhan Baytop’un Türkçe Bitki Adları Sözlüğü’nde Dağ Sümbülü olarak geçiyor. Arap sümbülü veya morbaş diye adlandırıldığı da eklenmiş. Anadolu’da yaygın bir tür olduğu da eklenmiş. Ama Yunanca Girit Yemekleri kitapları dışında hiçbir yerde bunların yenildiğinden söz edilmiyor
(Zaten, Giritlilerin ne ot bulurlarsa yedikleri söylenmez mi hep?!
Yunanca’da tekili Volvos, çoğulu Volvi diye adlandırılan bu soğancıklardan yapılan turşu, özellikle Girit’te sevilen bir çeşit meze. Bu mezenin Girit’e özgü olduğunu düşünürken, bu soğancıkların Atina’da da satıldığını görmüştüm. Soğanları aşağıdaki gibi topraktan yeni çıkmış halleriyle alıp onları tek tek ayıklama, suda bekletme, sonra haşlama gibi zahmetli bir sürece kendiniz girişebileceğiniz gibi, marketlerde ya da pazarlarda kavanoz içine hazırlanmışlarını da bulabiliyorsunuz. Minicik kavanozlardaki bir avuç soğanın oldukça yüksek fiyatlarda satılıyor olmasını bu zahmetli ve el oyalayıcı sürece bağlıyordum hep. Ne olsa tek tek ayıklamak, defalarca haşlamak vs. Bildik bir turşu kurmak kadar basit değil diye. Ama işin asıl zor kısmı, onların yerlerini doğada tespit ettikten sonra neredeyse 30 cm. derinliğe ulaşabilen yumrularını topraktan çıkartmaktaymış. Bunu da iş başa düşüp de kendimiz yapmak durumunda kalınca anladık tabi. Ben gidip o açık eflatun renkteki o güzel sümbülleri görme şansına sahip olmadım ne yazik ki. Yorgo, birkaç hafta önce, bu ‘işi bilen’ bir arkadaşıyla birlikte kendi elleriyle toplayıp, akşam olunca da paçaları çamurlara bulanmış halde elinde 1 koca torba dolusu soğanla eve döndüğünde öğrenmiş olduk işin iç yüzünü. Bu kadar zor olduğunu bilmiyordum, diye söze başlamıştı. Arkadaşı onları daha çiçeklerini görür görmez tanımış ve kolaylıkla yerlerini tespit etmişti. Belki de yüzlercesi vardı ama onlara ulaşmak o kadar da kolay değildi, diye devam etti. Bu kadar derinde olduklarını beklemiyormuş. Öyle ki, onlara ulaşabilmek için biraz fazla kazdığında da soğanın gövdeyle bağlantısını koparıyor ve onu bir daha bulamayacak şekilde kaybediyormuşsun. Dikkatsizce vurulan kazma darbeleriyle istemeden parçalanan soğancıklar da boşa gidenlerden oluyormuş. Soğanların zedelenmeden toplanması şart. Çünkü, ayıklarken bile köklerini çok derinden kestiğinizde ellerinize bulaşan çok yapışkan tuhaf bir salgı salıyorlar. Tabi turşusu yapılacak olan soğanların bu şekilde, tabiri yerindeyse, ‘sümüklenmemiş’ olması lazım, aynı bamyalar gibi. Kısacası, doğasında ne kadar bol olursa olsun, Girit’te bile bu kadar pahalı satılmalarının asıl sebebi de buymuş. Hak vermiyor değilim. Gelelim nasıl yapıldıklarına…
Soğanlar eve geldiklerinde bu haldeydiler, topraktan çıktıkları için bu halde olmaları doğal di mi?

Daha sonra onları sabırla tek tek ayıkladık (Çoğul konuşuyorum çünkü 1 torba dolusu minicik soğanı ayıklarken gerçekten bir arkadaşa ihtiyacınız var. Yorgo beni yalnız bırakmadı, sağolsun) Ayıklarken de -önceden söz ettiğim sebepten dolayı – baş kısımlarını çok derin kesmemeye çalıştık. Sonra, sanırım bu halde yenemeyecek kadar acı oldukları için, acıları çıksın diye su dolu bir kasede 2 gün boyunca beklettik. Kasedeki suyu da sabah akşam değiştirdik. 2 gün boyunca, günde 2 kere suyu değiştikten sonra bu suyu süzdük.
Sonra da, onları hafifçe haşladık. Biz 2 kere 5 dakikalığına haşladık. Haşlama süresini daha uzun tutmak istemedik çünkü soğanların kabuklarının soyulması tüm emeklerimizi boşa atabilirdi.
Haşlayıp süzdükten sonra da onları kavanozlara yerleştirdik, biraz tuz ekleyip kavanozları sirkeyle doldurduk. Sirke tadının baskın geldiği bir turşu oluyor, tuzlu bir turşu değil. Tuz ve sirke yoğunluğu damak zevkine göre ayarlanabilir. Bazı tariflerde kavanozlara birkaç diş sarmısak da ekliyorlar. Kavanozlar sımsıkı kapatılıp buzdolabında muhafaza ediliyor.

Marketlerde ham halde satılanların Kuzey Afrika’dan ithal olduklarını biliyoruz. Tabi oralarda bunu yiyorlar mı, bilemeyiz. İthal edilen herşey o ülkede var diye tüketiliyor anlamına gelmiyor elbette. Mesela, Türkiye’de salyangoz yenmiyor ama ihraç ediliyor bildiğim kadarıyla. Girit’te de büyük miktarda ve sevilerek – ben ve eşim haricinde – tüketiliyor salyangoz. Ama ne yediğim ne de sevdiğim birşey olduğundan bu konuyu sevenlerine bırakmayı tercih ediyorum…





Son Yorumlar