Herkes kendi bildiğinin en doğru olduğunu savunur. Karşısındakini haksız çıkarmak için kıvranır durur. Hep bir kusur vardır “öteki” taraftakinde. Türkiye’nin batılısı doğulusunu, Avrupa’nın disiplinli kuzeylisi gevşek ruhlu güneyli Akdenizlisini beğenmez. Güney Afrikada zenciler beyazları istemez; Kuzey Amerikada beyazlar zencileri. Uzak doğulu, Afrikalı, Latin Amerikalı karşı cephe oluverir nedense. Amerikan İç savaşında yıllarca kuzeyliler güneylilerle çatıştı; aynı kaderi Kore’nin ve Kıbrıs’ın kuzeylisiyle güneylisi de yaşadı. Batı şeriayla Doğu Kudüs’ün durumu yılan hikayesine dönmüş durumda. Amerika’yı keşfedenler orada binlerce yıldır yaşayıp duran yerlilerin topraklarına el koymakla yetinmeyip, canlarına da okudular. Dünya üzerinde bu çekişmenin, itişmenin, kavgaların, savaşların biteceği de yok, ne yazık ki durumun düzeleceği de. Hep beğenilmeyen bir karşı taraf, öteki!  Aynı çatı altında bile yaşlılar yeni nesli beğenmez. Yeni nesil eskiyi geri kafalı bulur. “Sen bunu böyle yaparsın ama ben bunu böyle sevmem”; “Ben de senin böyle yapmanı hiç beğenmem” diye günde kaç kere, kaç kişiye söyleriz acaba? En azından içimizden geçiririz.

Çoğu kere para, mirastır mesele, bazen de aşk, namus. Her şeyin aile içi kavga sebebi olabileceği aklıma gelirdi de evde her nohut pişeceğinde kavga çıkacağı, ailelerin “kırmızı nohutlar” ve “sarı nohutlar” diye iki cepheye ayrılabileceği aklıma gelmezdi. Olabiliyormuş. Hem de ne için? Nohut için! 🙂

10 sene kadar önceydi. Yorgo’nun doğum gününde rehberlik okulundan arkadaşlarını ilk kez çağırmıştık eve. Arkadaşlarından birisi kocasıyla birlikte gelmişti. Yaptığımız mezelerden, Türk yemeklerinden derken laf nasıl olduysa nohut yemeğine gelmişti. Kızcağız öyle bir dert yanıyordu ki ben dikkat kesilmiş onu anlamaya çalışıyordum. Diyordu ki:

– Aa, biz nohutu sarı yaparız tabi ki… (eşini göstererek) ama bunların ailesi kırmızı yapıyor. Ben nohutu kırmızı sevmem, yapmam da. O da istiyor kırmızı yapayım. Her nohut yemeği yapılacağı zaman bizim evde kavga çıkıyor yaaaa!

Duyduğum laflara pek de anlam veremiyordum. Neydi yahu bu nohutun renginin önemi? Bir tencere nohutun aile faciasına dönüşecek kadar ciddi bir mesele olması? İtiraf ediyorum pek anlayamamıştım. O zaman Yunancam da çok iyi değildi. “Sarı nohut-kırmızı nohut”un bir deyim filan olduğunu düşünmüştüm. Bilmiyordum işin ciddiyetini. Yıllar sonra anladım.

Burada nohut çoğunlukla yemek değil de çorba gibi pişirilir. Zeytinyağlı, bol sulu yapılır;  suyuna da yumurtalı değil unlu ve limonlu terbiye katılır. (Terbiyeye un katmak Girit’e özgüdür) İşte bu “Sarı” nohuttur.  Sarı nohut ailelerine göre “esas” olan tarif budur. Sarı nohutun rengine alışanlar, kırmızı nohuta burun kıvırırlar.

Bir de “Kırmızı” nohut cephesi vardır. Bazı aileler bunu böyle bilir, böyle pişirir. Onların iddiasına göre de “esas” olan tarif budur. Onlar da zeytinyağlı yaparlar, ama suyuna salça/domates koyarlar. Ailesinden kırmızı nohuta alışanlar da, sarı nohutu (annemin deyişiyle) “hasta yemeği”ne benzetirler. (İşin ilginci, nohutu domatesle yapmak da görünüyor ki Girit’e özgüdür. İskeçeli bir arkadaşım nohutun kırmızısını Girit’e gelin gelince ilk defa gördüğünü söylemişti. “Peki siz nasıl yapardınız?” diye sorduğumda da “biz de sarı yapardık ama terbiyesi unlu olmazdı, terbiyeye un katmayı da ilk defa burada gördüm” demişti.)

Böylece aileler ikiye ayrılır: nohutu sarı yapanlar ve kırmızı yapanlar. Bir cepheden öbürüne kolay geçilmez; sarı nohut ailesinden kız alıp ona kırmızı nohut pişirtmek de olmaz! 🙂 Şaka bir yana;  SARI nohutçular KIRMIZI nohutçuları da nohutlarının kırmızılığını da sevmezler, hazmetmezler. KIRMIZI nohutçular da aynen SARI nohutçuları.

Aradan geçen yıllara rağmen, geçen gün tekrar tanık oldum da bu eski nohutlu anımı anımsadım. Maya’nın çıkış saatinde okul kapısında bekliyoruz. Kızımın arkadaşlarından birinin annesi laf olsun diye, “öğlen sizde ne yemek var?” diye sordu. Bizde de nohut vardı. Kadın soluk almadan soruyu yapıştırdı: “Sarı mı?”  Yüreğine su serpecek kadar içim ferah “evet, sarı” deyip gülümsedim 🙂

Aslında ben KIRMIZI nohut cephesinden geliyorum. Annem nohutu hep etli hep de salçalı yapardı. Benden öğrendi desem yalan olmaz, zeytinyağlı nohutun etsiz de olabileceğini. Ben de buraya gelince sarı olanını öğrendim. Artık havalar ısınmaya başlamış da olsa özellikle soğuk havalarda insanın canının sulu bir şeyler çektiği zamanlarda iyi geliyor. Siz de deneyin, beğeneceksiniz.

İnce doğranmış soğan zeytinyağında kavrulur, akşamdan ıslatılmış nohutlar eklenir.

Bir limonun suyu 2-3 yemek kaşığı unun içine azar azar dökerek sürekli karıştırılır.

Haşlanmış nohutların suyundan alarak yavaş yavaş una eklenip sulu bulamaç kıvamına getirilir.

Karıştıra karıştıra haşlanmış nohutlara eklenir.

Nohutlarımızın suyu beklenen sarı rengini alır. Bunu beğendiğinizde artık siz de sarı nohut cephesinde yerinizi almış olursunuz 🙂