10 yıl sonra; 7,5 yıl sonra; 3 yıl sonra
6 Eyl
Şapka, mayo, havlu, güneş yağı, paletler, gözlükler, yola çıkmanın verdiği tatlı telaşlar….

Yaz tatilinin gelmesi dört gözle beklenir. İnsanlar genellikle kendilerini sıcak kumlara, serin sulara atabilecekileri bir güzergah belirlerler. Bu bir tatil kasabası belki de bir ada olabilir. Her sene yüzbinlerce turistin ziyaret ettiği Girit adası da yerli yabancı turistlerle dolup taşar. Tatil havasıyla bütün senenin stresini atan turistler, ayağında sandaletleri, başında şapkası, güneşten boranzlaşmış teniyle arkeolojik yerlerde rehberin anlattıklarını çoğunlukla bir masalmış gibi dinler. Burası neymiş, kimler yaşarmış, nasıl yaşarlarmış, ne yerler, ne içerlermiş? gibi konulara, en iyi ihtimalle tatil anılarında birer cümle olarak değinilmezse çoğunlukla unutulur gider. Bütün kış beklediği tatile kavuşmanın sarhoşluğundaki turistin belki de hiç aklına gelmeyen başka bir konu da; kaldığı oteldeki temizlikçinin, gittiği restorandaki garsonun, onu gezdiren turist rehberinin o sırada tatilde olmadığı; başkaları tatil yaparken onların tatil yapamadıkları tam tersi mevsimlik işlerinin en yoğun günlerini geçirdikleridir. Halbuki otel personellerinin, garsonun, rehberin de ailesi vardır. Okulu bitip de ailecek tatile çıkmanın hayalini kuran çocukları vardır. Eşiyle tatile gitmeyi özleyen karısı vardır

Bizimki de böyle bir hikaye aslında. Yorgo 10 yıldır kokartlı turist rehberliği yapıyor. 10 yaz geçti, herkes gibi yaz tatili yapmayalı; hatta Girit’ten dışarı adım atmayalı. Acısını kışın çıkarıyoruz, evet. Ama kış tatili çok farklı ve soğuk. Sıkı giyinmek, çoğunlukla kapalı yerlerde bulunmak zorundasın. Üstelik biz ne zaman “tatil”deyken başka herkes çalışıyor oluyor. Gerçi ben son 2 senedir çocukları alıp Türkiye’ye gidiyordum. Herkesin gitmeye can attığı turistik bir Yunan adasından kalkıp da bir sene Ürkmez’e, geçen sene Çeşme’ye tatile gitmeme şaşıranlar olsa da; ben denize değil ailemle, arkadaşlarımla hasret geçirmeye gidiyordum.
Bu sene bir ilk oldu. Tam 10 sene sonra 3 geceliğine de olsa çocuklarla bir tatil yapalım, Yorgo da bir soluk alsın dedik ve Girit’in güney batısında kampa gittik. Çocuklarla ilk defa çadırda kaldık. Çadır hayatı özellikle onlar için inanılmaz değişik bir tecrübeydi.

Girit genellikle kuzeyden rüzgar alır. Ama biz güney sahilinde olduğumuzdan kıyıda plaj şemsiyeleri rüzgardan sallansa da denizde hiç dalga yoktu, hep dümdüzdü.

Çocukların emniyetle oynayabileceği kadar sığ kumsal, turkuaz rengi billur sular, beklediğimden de tertemiz tuvaletler-duşlar ve hiç sivrisinek olmayışı harikaydı.

Dalgayla mücadele etmek olmayınca, Dariocuk da bana yapışık olarak denize girip çıkmaktan vazgeçmiş;

kendi başına denize girer çıkar, istediğinde kumda oynar olmuştu.

İncecik kumların üstünde deniz kabuğu ve deniz minaresi avına çıkan Mayacık zaten kendinden geçmiş, denizin içinde kafasından çok ayakları suyun dışında görünür olmuştu. Harika bir deniz kabuğu koleksiyonuyla döndü tatilden. Çocuklar özgürce oynamanın tadına varmışken, ben de kimbilir kaç sene sonra doya doya yüzme fırsatı buldum.

Çocuklar deniz sonrası babalarının ellerinden harika falafelleri iştahla yediler. Sonra da hamakta dinlendiler, bir sonraki deniz faslına kadar… “Anne, ne zaman denize gitcez?”


Minik oğlum, Haziranda 3 yaşını doldurdu da anaokuluna başladı bu ay. Dario’nun doğduğu zamanki durumun tam tersini yaşıyoruz şimdilerde. O zamanlar Maya, annesini yenidoğan Dariocukla evde bırakıp anaokuluna gidiyordu. Şimdi de Maya’nın okulu açılıncaya kadar evde anne-kız başbaşa kalmanın, birlikte alışverişe çıkmanın keyfini çıkarıyoruz
Dario doğmadan önce, Maya’nın anaokuluna gittiği, benim de hamileyken kendi başıma kaldığım günler birkaç aydan fazla değildi. Yine de kendime ayırabildiğim birkaç saatin olması ne büyük değişiklikti hayatımda. Sonra bir bebek geldi, ardından bambaşka telaşlar, bitmeyen hastaneye gidiş-gelişler…

Küçük okullu hayatından memnun; “ben çok abi oldum!” diyor, “artık bebek değilim”. Haftaya da Maya’nın okulu açılacak… ve anne, 7,5 yıl sonra sabahtan öğleye kadar yalnız kalacak!!! (Annem evde oturup daha çok temizlik yapacağımı umut ediyor olabilir
Benim herşeyden önce ruhumu temizlemeye, kendimle başbaşa kalmaya ihtiyacım var. Tekrar uzun sabah yürüyüşlerine çıkabilirim; tekrar yoga yapmaya başlayabilirim; kendime daha çok vakit ayırabilirim; daha çok yazabilir/okuyabilirim. Herşeyden önemlisi kendimi daha iyi hisseden bir anne olarak, çocuklarımla olduğum zaman da onlarla daha huzurlu ve daha iyi vakit geçirebilirim. Yepyeni bir ritm kazanıyor hayatımız ![]()
“Vegan Maker” Earthlings
5 Haz
Bugün Dünya Çevre Günü
Bu Dünya’nın yalnızca biz, insanlara ait olmadığını unutmayalım… Bu Dünya’yı paylaştığımız diğer bütün canlıları; bitkileri, hayvanları da düşünelim.
Ve onlara acımasızca neler yaptığımızın farkına varalım.

Bugün, kendinize bir iyilik yapın ve aşağıdaki belgesel filmi seyredin.
Daha önce Çevreyle ilgili neler yazmışım:
Şu organik meraklısı çevreci anneler
Hint Böreği Samosa
26 May

Sene 1999. Girit’e yeni gelmiştik. Üniversitedeki Yabancılar için Yunanca kursuna başlamıştım. Aslında bu kurs, değişim programı öğrencileri içindi ve yalnız ben Avrupa dışındaki bir ülkedendim. Çünkü okumak için değil de evli olduğumdan gelmiştim eşimin memleketine. İlk gün herkes kendini tanıttığında, “ben de Türkiye’denim” dediğimde bütün kafalar dönüp bana bakmıştı. Halbuki benim gözlerim, sınıfa girdiğim ilk andan itibaren yalnızca 2 kişinin üstündeydi. Bunlar biri kız biri oğlan iki Hintliydi. Tabi Hindistan’dan değil, Galler’den gelmişlerdi. Yanyana oturuyorlardı. Ne yapıp edip onlarla konuşmak, ilk fırsatta da yemek yapmakla aralarının nasıl olduğunu sormaktı tek düşüncem
İkinci gün onların önünde oturuyordum. Çok genç ve güleryüzlüydüler. Çok geçmeden beklediğim muhabbet açıldı. Hint mutfağını ne kadar çok sevdiğimi, ancak kitaplardan öğrendiğim kadarıyla pişirmeye çalıştığımı söylemiştim. Baharatlara da ne kadar düşkün olduğumu ve bildiğim/duyduğum her baharatı tadına bakmak için edindiğimi de. Kızın kocaman güzel gözleri açılmıştı. “Ben de yemek yapmayı çok severim ama burada öğrenci evimizde her baharatım yok tabi” diye yakınmıştı. İşte fırsat! O zaman soluk bile almadan onu evimize davet etmiştim, birlikte Hintli birşeyler pişirmeye
O da hemen kabul etmişti, Hintli oğlanı çoktan saf dışı etmiştik, yemek yapmakla ilgisi olmadığından….
Vilash, o minicik esmer güzeli Hintli kız tanıştığım ilk Hindu ve doğduğundan beri vejetaryendi. Anlamakta güçlük çekip defalarca sormuştum “yani sen ömründe hiç mi et tatmadın?” diye. Neyse ki yumurta yediği için ben ona menemen ve kabak köftesi yapmıştım. O da, Hint Vejetaryen mutfağından samosa yapmıştı bana. Aradığı her baharatı baharat rafımda bulunca sevinçten çıldırmıştı. Yalnız nohut unumuz yoktu. Aslında nohut unuyla açıldığını söylediği yufkaları tek tek elinde açmıştı da ben ağzım açık hayranlıkla seyretmiştim onu. O günkü heyecanımı hala unutamam. İçi için ayrı, yufkasını açması, pişirmesi için ayrı, doldurup kızartması için ayrı uğraşılan bu tarifi aşama aşama not etmiştim en eski tarif defterime. Oldukça uzun süren bir uğraş sonunda çok acıkmış olarak oturup iştahla yiyişimizi de; Vilash’ın Yorgo’ya dönüp “she is really happy” deyişini de unutamıyorum.
Vilash memleketine döndükten sonra biz aynı tarifle birkaç kere yaptık. onun gibi yusyuvarlak açamadık tabi. Ama görüşünü de lezzeti de aynı oldu. Mutfağımızın bol zamanımız varken keyişle yapılacak baş tacı tarifi oldu samosalar. Sonra Maya’mız oldu, bebekle çocukla bol vakit bulup da yapılabilecek bir tarif değildi. Tarif defterinde Samosa sayfası uzun bir süre açılmadı.

SAMOSA‘nın malzeme listesi biraz kalabalık:
6-7 tane karanfil (koyduğunuz sayıyı not edin)
4 kakule
1 yemek kaşığı dolusu hardal tohumu (tercihen rengi koyu bordoyla siyah arası olan koyu renkli hardal (Sinapis Nigra))
2 tatlı kaşığı dolusu tane kimyon
1 tatlı kaşığı zerdeçal
3-4 diş sarmısak
1 parmak kalınlığında ve boyunda taze zencefil (bunun yerini toz kuru zencefil tutamıyor ne yazık ki)
Acıya dayanma sınırınıza göre 1-3 tane kuru kırmızı acı biber (red hot chilli)
Bol, avuç dolusu tane karabiber
Bol, avuç dolusu tane kişniş
1 parmak uzunluğunda tarçın çubuğu
2 büyük soğan
2-3 patates
2 havuç
1 büyük kase bezelye
1 limonun suyu
1-2 yemek kaşığı un
2-3 tatlı kaşığı tuz

Patatesleri ve havuçları minik küpler halinde doğruyoruz.

Tavada sıvıyağı iyice kızdırıyoruz. Kakule tohumlarını, karanfileri ve hardalı atıp hardal tohumlarının patlamasını bekliyoruz. Bu sırada kapağı kapalı tutmanızda fayda var! Hardalların sesi kesilince, zerdeçalı, tane kimyonları, tarçın çubuğunu ekliyoruz.

İster havanda isterseniz robotta sarmısak-taze zencefil ve kırmızı kuru chili biberleri birlikte öğütüp, bu karışımı da tavaya ekliyoruz.

Mis kokular salan baharat karışımına ince doğradığımız soğanları ekleyip kavuruyoruz. Soğanlar kavrulurken;

varsa bir baharat öğütücüsünde (kahve değirmeni de aynı işi görüyor) tane karabiberleri ve kişniş tohumlarını öğütüyoruz. (Baharatları toz halde kullanmak yerine tanelerin o anda yeni çekilmesi bambaşka bir aroma veriyor. O yüzden zamandan kazanabilirsiniz ama lezzetten feragat etmeyin ve paketlenmiş toz baharat kullanmak yerine taneleri ihtiyaç anında çekin) Öğütülmüş karabiber ve kişnişi tavaya ekleyip karıştırıyoruz.

Önceden doğradığımız patates ve havuçları, bezelyeleri ekliyoruz. Tuzunu atıp hiç susuz kavuruyoruz. İyice kavrulduktan sonra biraz un ekliyoruz. Tamamen pişmesine yakın da, 1 limonun suyunu ekleyip güzelce karıştırıyoruz. İçimiz hazır! İçindeki tarçın çubuğu ve karanfilleri çıkarıyoruz. (bu yüzden kaç tane koyduğumuzu unutmamalıyız!)

Samosaların içi soğurken hamurumuzu tutuyoruz. Hamur için;
Yaklaşık 1 kg. un (bulabilirseniz Nohut unu)
3 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı dolusu tane kimyon
gerektiği kadar su

Bütün malzemeleri karıştırıp hamur tutuyoruz. Ceviz büyüklüğünde yuvarlaklar ayırıp merdaneyle mümkün olduğunca yuvarlak açıyoruz.

Eğer Hintli arkadaşım gibi ideal boyda ve yusyuvarlak açamazsanız, bizim gibi bir tabak yardımıyla yaklaşık bir avucunuz çapında daireler kesebilirsiniz.(Bizde Yorgo benden güzel açıyor ![]()

Yuvarlak kestiğimiz yufkaları yağsız tavada (bizim demir bir tavamız var) her iki tarafını da gözleme gibi kabarcıklar oluşuncaya kadar pişiriyoruz. Burada fazla pişirmemeye gayret edin. Fazla pişirmek yufkayı kurutuyor; dolayısıyla esnekliğini de kaybediyor ve sonraki kıvırma aşamasında elinizde dağılıyor. Biz ilk defa yalnız yapışımızda çok zorlanmıştık.

Hafifçe pişirdiğimiz yufkalarımızı üstüste koyup üstlerini bir bezle örtüyoruz ki kurumasınlar. Yufkaları ortadan ikiye kesiyoruz. Küçük bir kasenin içinde biraz un ve suyla böreklerimizin kenarını kapatmak için “yapıştırıcı” hazırlıyoruz. Artık böreklerimizi yapmaya başlayabiliriz.

Yarım daire şeklindeki yufkamızın yuvarlak kısmı yukarıya gelecek şekilde, külah gibi üçgen katlıyoruz. İçine dolu dolu içimizden koyup; şekildeki gibi üstte kalan yuvarlak kenarı da kapatıp, üçgen tombik muska börekleri yapıyoruz.

En son kapatığımız kenara hazırladığımız “yapıştırıcı”dan sürüp iyice kapandığından emin oluyoruz. Yoksa kızarırken açılır ve içi boşalır.

Böreklerimizi kızgın bol yağda kızartıp soğumasını bile beklemeden afiyetle yiyoruz! Hintli arkadaşım o gün yanında bol baharatlı Lassi, yani bir çeşit baharatlı ayran yapmıştı. Üstüne de garam masalalı, oldukça baharatlı ve acılı bir çay içmiştik ![]()
Not: Bir sonraki sefer, 11 sene sonra Hindistan’daki samosa maceramızı anlatacağım…
Siz ne yapardınız?
15 May

Birkaç patates, birkaç havucunuz var; soğanla sarımsak zaten olmazsa olmaz. Yanına bir de taze zencefil katsak…

Bir de çeşit çeşit baharatlar versem size ne yapardınız? Ben ne yapacağımı sonraki yazımda yazacağım size. Hadi koca bir kase bezelye de vermiş olsam. Bir paket de un. Bu bir ipucu olabilir. Bakalım neler çıkacak?
Yiyorum Büyüyorum
12 May
Sevgili Zümrüt Özkan Anjuere, anne olunca mutfağa bambaşka bir gözle bakmaya başlamış. Doğal malzemelerle, dengeli ve sağlıklı bir beslenmeyi prensip edinirken tarifleri çocukların damak zevkine göre uyarlamayı da unutmamış. Tariflerin birikimindan önce “Yiyorum Büyüyorum” adında bir kitap çıkmış ortaya, sonra da harika bir site. Yiyorum Büyüyorum yalnızca kendi tariflerini paylaştığı bir site değil. Siz de kendi sağlıklı tariflerinizi oraya ekleyebilir, bu hazineye katkıda bulunabilirsiniz. Ayrıca anne tecrübelerine, annelikle ilgili merak edilen pekçok konuda aydınlatıcı uzman görüşlerine de yer verilmekte. Kısacası içine girince kolay kolay çıkamayacağınız hoş bir ortam oluşmuş.
Sevgili Zümrüt, bana da yer vermek istediğinde çok mutlu oldum ve kendimle ilgili birşeyler yazdım. O da çok hoş bir başlık altında yayınladı





Son Yorumlar