Komşuda pişer

RSS Beslemeleri

  • Hakkımda
  • Genel konular
  • Tarifler
    • Yemek
      • Tuzlu
      • Tatlı
    • İçecek
      • Alkolsüz
      • Alkollü
  • El işi
  • Ελληνικά

Döndüm dönmesine de…

22 Mar

Papatya tarafından Genel kategorisinde yayınlanmıştır

Komşu evine döndü sonunda. Döndü dönmesine de, daha kendine gelemedi.
Hele ki yazmaya hiç fırsat bulamıyor. Şimdilerde bir yandan yemek yapıyor, diğer yandan önceki gün gelen kolilerle boğuşuyor. Evde dönecek yer kalmamışken Mayacık da çok özlediği bisikletiyle etrafımda dolaşarak durmadan – nerede olduğunu hatırlayamadığım- birşeyler istiyor.

Bir az önce kaç kutu açtık bir şemsiye bulabilmek için… Çünkü burada yağmur yağıyor bugün.
Hem evimdeki hem de kafamdaki dağınıklıktan kurtulur kurtulmaz tekrar yazmaya dönüyorum :)
Herkese kucak dolusu sevgiler…

Genel

Bir kus misali…

26 Ara

Papatya tarafından Genel kategorisinde yayınlanmıştır

Bugun Istanbul’dayız… Sonraki gun Londra’da… aynı aksam da Nothingham’da..
Bir kus misali geciyor bu kıs…
hadi hayırlisi :)

Genel

Yine yol gorundu bize…

31 Eki

Papatya tarafından Genel kategorisinde yayınlanmıştır

Komsu kiyidan karsi kiyiya gecme zamani geldi yine…
Aldim kizimi yanima dustum yollara…
Daha katedilecek cok kilometreler (dogrusu deniz milleri) var!
Ruzgar izin verirse, bir gemiden digerine binip varacagiz ikimizin de dogdugu memlekete :)

Ilk firsatta, Izmir’den gorusmek uzere…

Genel

Balıklı Bamya

9 Eki

Papatya tarafından Tuzlu kategorisinde yayınlanmıştır

İzmir’de, bizim evde büyük bamyalar zeytinyağlı, minicik bamyalar da etli (genellikle kıymalı) pişirilirdi. Girit’e geldikten sonra burada, bamyayı zeytinyağlının yanısıra genellikle tavuklu pişirdiklerini görmek şaşırtmıştı beni. Ta ki birgün daha da ilginç bir kombinasyonu görünceye kadar: bamyanın balıkla birlikte ve tabi ki yine fırında pişirildiğini!

Bu sene birkaç kez biz de denedik ve çok beğendik. Fotoğraf çok net olmasa da sizlere değişik bir fikir verebileceğini düşündüm. Belki de hiç aklınıza gelemeyecek bu beraberlik, yalnız damağınıza hoş bir lezzet bırakmakla kalmayıp bamyanın fırında pişerken çıkardığı müthiş koku da bamya severlerin yüreğini hoplatacak derecede güzel! Hiç de az sayıda olmayan -nedenini de bir türlü anlayamadığım- bamya sevmeyenlere de diyebileceğim birşey yok. Onlar da belki fırında balığın uğruna bamyaya bir şans daha tanıyabilirler :)
Buradaki bamyalar, İzmir’de “bunlardan olsa olsa zeytinyağlı olur” diyeceğimiz kadar büyük olanlardan. İzmir’de Bornova bamyası diye satılan cinsten, boncuk gibi bamyaları zaten bulma şansınız yok. Aslında çoğunluğu iri bamyalardan olmak üzere içinde, orta boy bamyaların da bulunduğu koca yığınlar halinde satılıyor pazarda. İşin güzel yanı, buradaki pazarlarda herşeyi tek tek seçme şansımız olduğu gibi, bu ayrıcalığın, sabrınız ve zamanınız varsa bamya seçmek(!) için bile size tanınıyor olması. Yani, tezgahın önünde 1 saat dikilip de hepsi küçük parmağım boyunda bamyalar seçecekseniz kimse size karışmıyor, siz sonrasında, ellerinizin kaşınmasını göze aldıktan sonra… Manav bir kere teklif ediyor, bakıyor ki siz seçmeye niyetli ve azimlisiniz o zaman sizi bamyalarla başbaşa bırakıyor :) Belki de bamyaların irilerinin daha revaçta olmasından dolayı, “eh, sen küçükleri seçersen büyükleri kime satacağım ben?” gibi bir derdi yok. Kısacası, pazarda bamyalarınıza birazcık ekstra zaman harcayarak hepsini neredeyse aynı boyda seçip eve geliyorsunuz.

Bamyayla birlikte pişirmek için, fırında pişmeye ve fırın tepsimizin boyutlarına uygun herhangi bir büyük balığı alıp, porsiyonluk parçalara bölüyoruz. Ben büyükçe bir tavuk balığı kullandım. Gerekli diğer malzemeler de bir bamya yemeği için gerekli olan şeyler:

  • 1-2 büyük kuru soğan
  • Bol miktarda olgun domates
  • Birkaç diş sarmısak
  • Bir limon
  • Tuz, kara biber
  • Zeytinyağı

Önce zeytinyağında soğanı kavurup, rendelenmiş olgun domatesleri, birkaç diş sarmısağı ve bir limonun suyunu ekleyip bir sos hazırlıyorsunuz. Bu arada porsiyonluk parçalara ayrılmış balık dilimlerini fırın tepsisine diziyoruz. Balıkların etrafındaki boşluklara özenle seçtiğiniz bamyalarımızı yerleştiriyoruz. Sosunuz birazcık suyunu çekmeye başladığında ateşten alıp, fırın tepsisindeki balıklarla bamyaların üstüne döküp fırında 180-200 derecede pişiriyoruz.
Bamyaların kurumaması için domates sosunun içinde kalmaları daha iyi. Tepsinizin boyutlarına ve bamyanızın miktarına göre domates miktarını kendiniz ayarlayabilir, gerekiyorsa fırına koymadan önce biraz daha domates rendesi ekleyebilirsiniz. Bir süre sonra, piştiğinin kokusu kendini belli edecek nasılsa ;) Balıklar piştiyse tamam demektir!

Afiyet olsun!

Balık, Bamya, Girit yemekleri

Eylül Yağmuru

29 Eyl

Papatya tarafından Genel kategorisinde yayınlanmıştır


Hiç kısa kollu ve sandaletli iken Eylül yağmurunda ıslandınız mı?
Ben ıslandım.

Evet, sonunda yağmur buraya da geldi. Yaz yağmuru… Ne ağaçların ne de arabaların altı ıslandı, ne de duvar dibindeki saçak altları. Yazın bittiğine ne kadar inanmak istemezsek, o oranda da şemsiye almayı reddediyor insan bu ilk yağmurlarda. Kapıdan çıkar çıkmaz yağmur damlalarının hışmına uğrasa da insan, nasılsa geçer deyip hala sandalet giydiğine aldırmaksızın su birikintilerine şap şup basarak, ayak parmakları ıslana ıslana düşüyor yoluna. Ben de öyle yaptım. Nasılsa biter, geçer bu bulutlar dedim. Eh, utandırmadı beni yağmur. İşim 1 saat kadar sürmüştü. Tekrar dışarı çıktığımda yağmur çoktan dinmiş, caddeler yarı yarıya kurumuştu bile. Bulutların arasından pırıl pırıl sırıtıyordu güneş. İşte böyle anlarda, insan şemsiye taşımadığına değil de güneş gözlüğünü almadığına hayıflanıyor :)

Nedense ayaklarım ıslanınca, aklıma suyun içinde yetişen nilüferler geldi :) Yazının başına, yıllar önce çektiğim bu nilüfer çiçeklerini koymak geldi içimden. Gerçi o zaman ilkbahardı. Girit’e yeni dönmüştük. Belki havalar şimdikinden daha serinceydi… ya da biz kolay kolay kışlıklarımızı çıkartamıyorduk. (Neden mevsim değişikliğine bu kadar direnir ki insanoğlu?!…)

Suyun içinde biten bu güzel nilüferlere hayran kalmıştım. Üstelik bunlar bir gölde değil de, zevkli ve özenli bir bahçe sevdalısının avlusunda, su dolu toprak bir kübün içinde çıkmışlardı. İçine koyulmuş birkaç tane kırmızı Japon balığıyla birlikte adeta gölden minik bir detay gibiydi.

Bir süredir pek çok alakasız şeyin üst üste ters gittiği şu günler, her halde zirvesine ulaşmış, zirveden aşağıya inişe geçmiş olmalıydı artık. Ard arda gelen haberler ve aynı günde gelişen olaylar, yüreğimde sevincin tekrar bu nilüfer çiçekleri gibi açmasına sebep olmuştu. Fotoğraf makinam -biraz beklemek zorunda kalsam da- tamir olacaktı, bozulan bilgisayar meselesi de halolucak görünürken, 2 aydan fazladır beklediğim kitap da en sonunda bugün ulaştı! Aylardır benim ve diş doktorumun seyahatleri sebebiyle ertelenen ufak operasyon en sonunda yapıldı. İş dönüşü elinde, artık neredeyse kaybolduğuna ikna olduğum kitapla birlikte gelen Yorgo, kitabı benden önce görüp de aldığı ve bana sürpriz yapabildiği için çok keyifliydi. Oysa genellikle bir paket geldiği ufacık bir kağıtla bildirilir sonra o kağıtla gidilip ancak ismi yazan kişi tarafından teslim alınabilirdi. Bu yüzden, o minicik kağıdın kesin kaybolduğuna inanmış ve 40 yılda 1 kere Internetten kitap ısmarlamanın hevesi boğazımda bir düğüm gibi kalmışken, tüm umutların tükendiği anda gelmişti işte! :)

Sırada terslikler ve belirsizliklerden sıyrılıp doğru bir yol bulması gereken başka şeyler de var elbet. Ama birşeylerin düzelmeye başlaması da az umut verici değil.

Eylül böyle işte… nasıl geldi, nasıl da bitti, anlayamadık bile. Havalar insanın canı denize girmek isteyecek kadar sıcak değil, ama şakır şakır yağmur da yağmıyor burada henüz. Sadece yüzümüzü, omuzlarımızı, bir de sandaletli ayaklarımızı ıslatıyor. Kimbilir şimdi nerelerde, ne yağmurlar yağıyordur ki benim gibi henüz şemsiye almamaya kararlıların canına okuyordur!

Gerçi hiç belli olmaz, siz bu yazıyı okuyuncaya kadar tekrar yağmaya başlayıp beni utandırabilir. Aynı bugün Yorgo’nun zaten yağmurdan bıkmış olan İngiliz turistlere:
“istatistiklere göre Girit’te yılın 300 günü güneşli geçer” demesinin üzerine, henüz vardıkları Knossos antik sarayında yağmur bulutlarının üstlerine boşalması gibi :) )

Genel
« First...10«1718192021»...Last »
  • Etiketler

    avokado badem Balık bergamot bisiklet Dario dağ sümbülü enginar fırın yemekleri Genel Girit'e özgü Girit pazarı Girit yemekleri hayvanlar Iraklio kabak kahve kapari kek keçi peyniri kuru fasulye limon mantar Maya Maya'm meyveler mısır omlet patates patlıcan pekmez peynir safran sarı sebzeler tart turşu yeşil yumurta Yunan yemekleri zencefil çevre çiçekler çocuklar ıspanak
  • Follow this blog
  • Son Yorumlar

    • Bizim Köyün Mercimeği için sare
    • Eski Köye Yeni Adet için Sedef
    • 43 için sedef
    • 43 için sedef
    • 43 için Berceste
  • Arşivler

    • Şubat 2012
    • Aralık 2011
    • Kasım 2011
    • Ekim 2011
    • Eylül 2011
    • Haziran 2011
    • Mayıs 2011
    • Nisan 2011
    • Mart 2011
    • Şubat 2011
    • Aralık 2010
    • Kasım 2010
    • Ekim 2010
    • Eylül 2010
    • Temmuz 2010
    • Mayıs 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Eylül 2009
    • Ağustos 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Ekim 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Şubat 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007
    • Temmuz 2007
    • Haziran 2007
    • Mayıs 2007
    • Nisan 2007
    • Mart 2007
    • Aralık 2006
    • Ekim 2006
    • Eylül 2006
    • Ağustos 2006
    • Temmuz 2006
    • Haziran 2006
    • Mayıs 2006
© 2010-2011 www.greekturkish.com Papatya