Genel

U M U D U N ~ K A N A T L A R I ~

5

Bazen bazı şeyleri başarmak o kadar uzak görünür ki… Ne yapsak erişemeyeceğimizi sanırız. Omuzlarımız düşmüş, suratımız asılmış, gözlerimizdeki pırıltılı sönmüş halde; bir umut ışığı görmekten ümidimizi kestiğimiz anda… bulutların arkasından umudun ilk ışıklarını görmek nasıl da ılık ılık ısıtır içini insanın. Usul usul sokulur giriverir yüreğinin tam ortasına ❤

Yüzünü göğe kaldırıp baktığında gözlerini kamaştırırcasına öyle bir parlar ki… Anlarsın o an…

Her şey mümkün bu hayatta.

En yapamayacağım dediğin şeyler bile zaman döngüsünün en ummadığın anında karşında beliriverir. Ve sen asla yapamayacağım dediğin şeyi başarmanın gururunu bir gün aynada kendine bakarken gözlerinde bulursun. Kendinle hiç olmadığın kadar gurur duyar. Daha önce hissetmediğin kadar kendinden emin…

Her şey “sen“de başlıyor ve “sen“de bitiyor. Bil ki umudun ışığı hiç sönmüyor. Yalnızca tereddüt bulutlarının arkasında kalıyor.  Hem bulut dediğin nedir ki? Üflesen uçup gitmeyecek mi? Bulutların gölgesi çekilince de umudun kanatları açılacak.

“Umut binbir ayaklı, umut güneşte saklı. Umut edenler haklı, umut insanın hakkı.”  Nâzım Hikmet

 

Bu yazım, 6.Mart.2017 Pazartesi günü HTHayat‘ta yayımlandı.

Uçurtmanın kuyruğuna tutunup uçmak

5

Yoncalar çiçek açtı. Kırlar yeşil sarıya boyandı Girit’te.

Bugün kırlara çıkılan, ailecek piknik yapılan ve uçurtma uçurulan gün, Temiz Pazartesi. (Hrıstiyanların büyük orucunun ilk günü olduğundan dini bayram tatili) Okul yok, deshane yok. Çocuklar evde… Biz de güzel havayı fırsat bilip gittik kırlara. Artık hava bahar kokuyor iyice…

En başında hiç olmayacak gibi göründü. Denedik, düştü. Yine denedik, yine düştü. Ama yılmadık. Sonunda biz de başardık uçurtma uçurmayı.

Dario o kadar mutlu oldu ki…

– Gördün mü bak, çocuğum, başardık! Uçurtmamızı göklere çıkardık! Eğer ilk denemede “olmuyor, yapamıyoruz işte” diye vazgeçseydik, şimdi bu keyfi sürebilir miydik?

Tekrar tekrar denemeden hiçbir şeyi başaramayız bu hayatta… Önemli olan; hemen vazgeçmemek ve başarıncaya kadar denemek, denemek, tekrar denemek… Çünkü sonunda emeğin karşılığı muhakkak ki gelecek…

Temiz hava başımızı döndürmüş, atmıştık kendimizi yoncaların arasına. Uçurtmamızsa göklerde… O ayrı gurur kaynağı… Seyrine doyamadık. Umut, azim, huzur, gurur… hepsini bir arada yaşadığımız ne güzel güneşli, sıcacık bir tatil günüydü…

Pamuk Şekeri ☁️☁️☁️

2

Bazen bazı ☁️bulutlar ☁️
☁️☁️☁️çok pamuk ☁️☁️☁️
O kadar pamuk ki…
sanırsın bulut değil pamuk şeker 🍥
Parmağına dolayıp ağzına atmak gelir içinden, tam elini uzatmışsın ki
parmağın havada, öylece kalakalırsın.
Yüreğin sızlayarak, hatırlarsın ki
artık çocuk değilsin.
O bembeyaz pamuklar da şeker değil…
Oysa hala çocuk kalsaydın… Bunca şeyi de yaşamamış olacaktın hayatında 💕
🌈Hayat her yaşta ayrı güzel…

Önemli olan,
her yaşın pamuk şekerini bulmak
💗❤️Aşkla,sevgiyle kalın… Her yaşta…

 

Bir avuç Masal Küpünüz olsaydı eğer

0

Bu yazım 19.12.2016 tarihinde, HTHayat’ta yayınlandı.

Masal Küpleri de ne demek dediğinizi duyar gibi oluyorum. İlk gördüğümüzde ne olduğunu biz de pek anlayamamıştık. Ta ki paketi açıp oynamaya başlayıncaya kadar…

Televizyonun ve bilgisayar oyunlarının çocuklarımızın hayatından çaldığı yegane şey zaman değil, ne yazık ki… Hareketsiz kaldıkları süreyle doğru orantılı olarak aldıkları kilolar da değil…  Daha da kötüsü,  çocuklarda bol miktarda olan bir cevheri kökünden kurutması: Hayal Gücü!

Oysa Hayal Gücü nelere kadirdir, bir düşünsenize?! “Hayatta olmaz!” dediğimiz her ama her şey hayallerde gerçek olmaz mı? Minik bir anahtarın koskoca kale kapısını açması gibi… minicik bir çocuk,  karşısındaki bir dev bile olsa, aklını kullanıp her çeşit tuzaktan kendini kurtaramaz mı? Hayal gücünün elinden ne kaçan kurtulur ne de uçan! Bir düğme uğruna yorganların yakıldığı, prensesi kurtarmak uğruna dağların aşıldığı, acımasız korsanların dev bir dalgayla alabora edildiği hayaller uçuşup durur minik beyinlerinde çocukların. Yeter ki çocuklara bu yaratıcı güçlerini kullanma fırsatı verilsin.

İşte bunun için harika bir oyun sunuyor şu bir avuç masal küpü. Minicik bir kutunun içinden çıkan 9 tane küp. Küplerin her bir yüzünde ayrı bir resim, yani 54 resimden ve milyonlarca kombinasyondan oluşan bir oyun. Yalnızca hayal gücünüzün derinliği ve yüksekliğiyle sınırlısınız. Küpleri atıyorsunuz ve rast gelen resimlere bakarak hikayenizi anlatmaya başlıyorsunuz. Her çocuğun kendi masalını yaratabilmesi için mükemmel bir oyun. Her zar atışıyla değişen ve asla bir öncekinin aynı olamayan sonsuz hikayeler. Biz çok sevdik ve zevkle oynuyoruz.

Hayallerin Gücü adına, bütün masal kahramanları hazır olun! Minik senaristler sıvayın kolları!

Hayaller, Gerçekler, Öncelikler ve 48!

1

Geçenlerde bir akşam Mayayı antremana götürürken içim içime sığmıyordu sevincimden. Giderken laptop’umu da yanıma alıp uzun zamandır yapmayı hayal ettiğim şeyi yapabilecektim sonunda. Hayatta en çok zevk aldığım şeylerden biriydi bu ama yine de her seferinde bir bahane çıkıp erteleniveriyordu bir başka geceye. Atla deve de değil aslında. Yalnızca sakin bir yerde oturup gönlümce yazmaktı tek dileğim. Evde mutlak sessizliği ve konsantrasyonu sağlayabilmek ne mümkün. O yüzden el ayak çekildikten sonraki saatler, benim saatlerim…

Ama o akşam başkaydı, çünkü ne zamandır aklımdaki yazıyı yazmak için herkesin yatmasını kollamak yerine, Maya’yı bırakıp yeni keşfettiğim şahane bir kafede oturup yazacaktım. Laptop’u arka kotluğa koyarken; “yaşasın, bu akşam hep hayal ettiğim gibi, o güzel kafede oturup yazı yazacağım” dedim.

Yarım asırlık olmaya 2 yaşın da kalmış olsa; öyle bir an gelir ki daha 13 yaşını bile doldurmamış kızının bir cümlesi sana alman gereken hayat dersini verir. Tam da duyman gereken anda kulaklarına ulaşıverir:

Şimdiye kadar neden yapmadın ki, anne?

Uzun süredir hayal ettiğiniz bir şey var mı? Peki, neden şimdiye kadar hayal ettiğiniz şeyi yapmadınız? Gerçekleşmesi için ne engel vardı? Ne sizi alıkoydu da bu hayaliniz hep hayal olarak kaldı içinizde? Yoksa en büyük engel SİZ miydiniz de bunu anlamanız için bunca zaman geçmesi gerekiyordu?

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder” diyen Cahit Sıtkı Tarancı, bir o kadar daha yolu olduğunu düşünürken; 46 yaşında gözlerini yummadan az önce, bu ortalama ömür hesabının herkes için tutmayacağı gerçeğiyle yüzleşince ne düşündü acaba? Yapamadıklarına zamanı kalmadığı için duyduğu pişmanlık ne kadar ağırdı?

Can Yücel’in “Yaşadığın kadar yakınsın sonuna” dediği gibi, yaşadığımız yıllar kadar yaklaşıyoruz aslında o tarihi belirsiz sonumuza. Yaşadıkça bardağımız doluyor, doluyor, ta ki dolacak yeri kalmayana kadar… İşin başında bardağımız ne kadar büyük, işte bunu bilmiyoruz. O yüzden hayat suyumuzun ne hızla içine boşaldığı o kadar da önemli değil bizim için. İyi ki de öyle… Yoksa bütün hayatımız bir havuz problemi olmaktan öteye geçemezdi. İşin gizemli tarafı bizi hem umursamaz hem de heyecanlı tutan yanı aslında. Umursamaz çünkü yaşadığımız şu günün, sondan kaçıncı gün olduğundan habersiz yaşıyoruz. Öte yandan bunu daha baştan bilmemek de bir filmin sonunu merakla beklercesine bizi heyecanlandırıyor.

Acaba daha neler neler yaşayacağız şu hayatta? Hepimizin aklının köşesinde asılı bir soru.

Daha neler göreceğiz? sorusunun yüklendiği anlamsa çok ağır ve kasvetli ne yazık ki yaşadığımız şu günlerde. Daha da beter ne(ler) göreceğiz?demek gibi bir şey… İsterdik ki; daha ne güzellikler göreceğiz? deme lüksümüz olsun. Ama bu hakikaten fazla lüks bize. En temel insanlık haklarından bile yoksun yaşarken, bardağımızın geri kalan kısmını hangi güzelliklerin dolduracağını merakla beklemek olmalıydı en büyük heyecanımız; yarına sağ çıkacak mıyız acaba?” değil.

Yine de, her şeye rağmen güzellikleri hayal etmekten vazgeçmemeli… Hayallerimizi ertelemek için bahaneler üretmek yerine, gerçekleştirmenin yollarını aramalıyız.

Geçen sene bu vakitlerde şöyle yazmıştım;Bir türlü gidemediğimiz uzun seyahatler askıda bekliyor; çocukların büyümesini, kesenin dolmasını, patronun gönlünden birkaç gün izin kopmasını, onu, bunu..“.

Hayatımızdaki önceliklere göre durmadan ertelediğimiz hayaller ne zaman gerçeğe dönüşebilme şerefine layık görülecekler?… Yoksa bir ömür boyu sıralarını mı bekleyecekler?

Evet, 48. Yarım asırlık olmaya 2 yaş kala, artık biliyorum: hayattan beklentilerimin, hayal olmaktan çıkabilmeleri, benim onlara ne kadar öncelik tanıdığıma bağlı. Öncelik de ne kadar derinden istediğime. Siz siz olun, hayallerinize sımsıkı sarılın!

♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥

Son birkaç yıldır, her sene bir doğum günü yazısı yazmak geleneksel hale geldi. Belki de önceki seneleri de okumak istersiniz; 47 yaş, 46 yaş, 45 yaş, 44 yaş, 43 yaş.

Go to Top